YILDIZLARA

Ne güzel kelime usturlap

ayaz dal içre baharın deliğini yoklayan çiçeğe

ararken kış göğünün en parlak yıldızını

koymak için rüyada sayıklayan dile…

17,01,21

AĞZIN ORMANI DELİRTİYOR

yeterince ışık yok gerçeği gösteremem

bir tanrı da yaratamam imanına

şu geceye bak elinde değneğiyle geziyor tepemizde

ne kaldı bize gökten

bulut gürültüsü, kaçak yıldırımlar

ama şaraba yetecek karanlık var saatlerin akrebinde

öyleyse aklın biçtiği sözü diriltecek dilimizde sürçen ayyaşlık

koşan atların bacaklarından bir alıntıymış gibi esiyor rüzgar

ormana çekilen hayvanların izleri ve kokuları üstünde

yakıyor dudaklarımı sana söylediğim şiirin fosforu

kurt bırakıyor sürüsünü

geri dönüyor mahalleye başına buyruk

kanını akıtmaya evcil rüyaların

aşıyor barikatları

Ağzın ormanı delirtiyor işte görüyorsun

beni de delirtiyor ağzın

özür dilerim senden

kimseye yeni kelimeler bağışlamayan senden

kapına süpürdüğüm anlamı kendinde var eden senden…

11,01,20

MY LOVE

Sana açılan şaraptan buğulanan sözlermişçesine açılmış kanatlarıyla kuş uçuyor

kıvırcık ve düz saçlarında uçuyor

kısa ve uzun saçlarında uçuyor

boyanmamış ve boyanmış saçlarında uçuyor

omuzlarına yahut göğsüme inmiş

yıkanmış yahut dumana bulanmış saçlarında uçuyor

Kuş uçuyor sevgilim kendisi de kuşmuş gökyüzünde

Varolmayı bırakmış uzak evrenlerin gönderdiği solgun ışık hüzmesinde

kuş uçuyor kendisi de kuşmuş gökyüzünde

Yontulmuş bir son olarak emekli tanrının ellerinde rüyalara paylaştırılacak yorgunluğuna doğru rüyayı arayarak uçuyor kendisi de kuşmuş gökyüzünde

Maviden mirasının içinde düşünerek bizden kaçtığı o günü

kuş uçuyor sevgilim

mülteci uçurtmaların yerleşkesinde…

28,12,19

BİR ARZU NESNESİ OLARAK

İstiyorum tüyce yalnızlığını içinde sen olmayan kendimi tam sevmeye başlamışken geç kalmış avuçlarınla döke saça getirdiğin

O tanrı gibi öleceğini bile bile yakıp ruhların ucunu vaatlerle ve korkularla ciğerlerine çekmeye tiryaki,

uzatıyorum dumansız alevine sözlerimi ve dudaklarımı

İstiyorum yeterince orman bulamayınca beni, yeşil kazağını geçirip sırtına odadan odaya yaprak yaprak gezinmeni

ve eşyanın dönen tabiatını çıkartıp kurutma makinasından sıcak ve yumuşak üstümüze sermeni

İstiyorum yavaş yavaş huylanırken gözlerimin sağrısı kavramanı ters giden şeyi

bulutların çarpışmasındaki

yağmurun eğimindeki

yanlış yerde biriken suyu

Ve bakışının çerçevesinde yuvarlanamayınca hüzünlü damla

İstiyorum pencereyi açmanı

yahut kediyi ortamıza koymanı…

18,12,19

KUYUYA DÜŞEN DÜŞ

İnecekken sırtına aklın çivili kamçısı aldım seni cellâdın elinden, kâlbe giden patikanın kenarına dikmeye götürdüm köklerin kurumamıştı henüz

Açınca beyaz tenli çiçeklerini, baharın diğer anlamlarından daha güzel görün diye fazladan çiy damlaları ekledim yapraklarına inançlı bir ruhun yalvarırken akıttığı gözyaşlarının anısına

Şehre inince — mecbûr da değildim— yükselip bir taşın üstünde hiç yazmadığın mektupları okudum basılmamış pullarla damgalattığın zarflarından çıkarıp kalabalıklara sevecen bir nihaventle besteleyerek

Sensizlikten ve senden uzakta uzun uzun düşündüm şimdilerde nasıl göründüğünü seni seven birisine; üzüyor muydu hâlâ pazar yerlerine ansızın kurulan çadırları satıcıların ve sirke sineklerinin çürüyen meyvelerden pupa yelken açılması gökyüzüne kimliksiz, vatansız

Öyle çok zaman oldu ki bu çılgınlığa gözlerimi kapayarak bir şeyler ummayalı, bilmem kaç dua koyup çıkardım sandığa reddedilmiş; yine de hâlâ vaatlerinle dolu ellerim ve bomboş verdiklerinle

Kış da geldi, kısalan günler gibi ağırkanlısındır mevsim geçişlerinde sen, beni gönderirdin yanında olsam, yel gibi gelen akşamdan kaçmayı bilen hızlı bacaklarımla, istençe karışan düşle aklına dolanan bacaklarımla, tırmanmayı-kaçmayı-ayak diremeyi dönüşen hayvanlardan öğrenen —hani o sönüveren öpücüklerin vardı ya üstelik başkalarıyla yolladığın— bacaklarımla gönderiverirdin değil mi?

Oysa ekmeğin tanrısı termiş, yorgun tene yapışan tozu dünyaya geri veren, sadece ter, damlayan ve silinen bazen başıbozuk mendille

Ne çok var, ne de yok artık

Anlaman lazım

Sevgilim,

alnımda kırışan eski bir heyecan bende gördüğün tanrı…

27,11,19

ÇOCUK TANRI

Yağmur yüklü bir bulut büktü kulaklarına

Şarkıların iç sesini çaldı

masala vuran kutsal parmakları

Cama dokunan damlanın tıpırtısında

uyutmak istermişçesine büyümeden önce son kez

o Çocuk

O tanrıyı…

17,11,19

ŞEYLERİ UNUTMAK

öyle işlemez şeyler/bulurlar birbirlerini/ anlamaksızın gittiğin uzağı/ daha büyük bir şeye dönüşürler unutmak zorunda kalacağın/ sen/ baka baka unutmalısın/ tam karşına alıp bakmalısın o şeye/ne ışığı söndürmeli/ ne perdeyi çekmeli/günyüzünle, apaydınlık/sır eklemeden/ düğüm atmadan/anlam yüklemeden/

belki bir damla şarabın keskin yanıyla yıkayıp boğazını/ ama kırmızı bir söz etmeden/ kan kusmadan/

yuvasını yıkmalısın dönüp gelecek umudun/ bulamayana dek aradığında eski kazağını üşüdüğün bir gece/ ve sonra hatırlayıp bir yoksula verdiğini/ ve sonra sevinip/ öylece unutmalısın gittiğini/

hep gibi değil/ hiç gibi…

14,11,19