ÇAKIL

Eski bir dağdan başka ne olabilir bu küçük taş

Zaman konuştu onunla suyun ve rüzgârın diliyle

Anılar ve düşler yumuşattı kıvrımlarını

Çağlar incelip sığdı içine

Annesinin üşütmesin diye kat kat giydirdiği çilli çocuğu

Teninde silinmez yağmur benekleriyle oturuyor avucumun hafızasında yahut hayalinde

Belki de biraz uzakta şu an

Durgunluğun üzerinde sekiyor ya da kandan bir gölcüğün kıyısında uzanmış

anlatıyor başından geçenleri

göstererek açtığı yarayı…

01,02,20

KÂHYANIN GÖZÜNDEN SABAH

gün doğuyor

dağlar sivri dişlerini batırarak tersine çitlerini çekiyorlar göğe

geceden kalma susuz dudağa yapışıyor sabahın ilk cigarası

nikotin beynin duvarlarına işiyor varlığını

bir konuşma balonu gibi kalıyor havada katranlı duman

ama yok ağızda -ne de görülen düşte- söz onu dolduracak

bardağın ince beli sıcacık sevişiyor parmaklarla

illa ki pencereden bir bakılıyor  parka yeni getirilmiş tahterevalliye

ağaçlara, kuşlara bir hayran olunuyor

bir yaşamak isteniyor

bir seviliyor koduğumunun dünyası

başladı kıpırdanmaya rüzgarın esmeye başladığı o saatte

okul formaları, işçi önlükleri, ucuz mazotla çalışan arabalar, zangırdayarak inip çıkan bakımı geçmiş asansörler

başladı çoğunluk sokaklara çıkmaya

yaşayacak onlar ya da koşacak

ikisine birden yer yok saatin kadranında

koşacak bey’ im akıl, bilek, çocukluk siz sürtünürken rüyalarınıza

.

.

.

kalkın bey’ im

kalkın

tapacaksanız

altını yakayım tanrınızın, soğudu biraz

kalkın bey’ im

bey’ im

nasıl olsun yumurtanız bu sabah…

29,01,20

GÖRÜNMEZ KENTLER

Bir Kış Gecesi Bir Yolcu

düşmüşse Kesişen Yazgılar Şatosu’ na

o Görünmez Kentler’ den birindeki

vah onun haline

ne Ağaca Tüneyen Baron kurtarabilir artık onu

ne İkiye Bölünen Vikont araya adamlarını sokar

ne de çıkıp gelir Varolmayan Şövalye keskin kılıcını kuşanmış zırhlar içinde, buharlar püskürten doru atının üstünde

kalır orada ömrünce

Örümceklerin Yuvalandığı Patika’ da esir bir sinek misali

çekilene kadar damarlarındaki özsuyu

ama şanslıysa gelir Palomar Ya Da Kentte Mevsimler değişir

sokağa atar kendini işte o zaman nicedir evinde Kum Koleksiyonu’ na bakarak ömrünü dolduran Paris’ te Bir Münzevi

derin bir oh çekerek dışarı verir yalnızlığının küflü ıslığını

tazelensin diye nehrin kıyısındaki o güzel akşamüstüne doğru

bitti çünkü Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü

Sayıldı pusulalar

Ve okundu üzerlerine karalanmış Bütün Kozmokomik Öyküler

geçersiz kılsa da mühürlü zarflardaki niyetleri…

22,01,20

SORULAR

person standing on road

Photo by Louis on Pexels.com

nasıl bilinecek yüzdeki yanlışlık

herkes gittiğinde

kime sarılacak aşık dönünce yatağında sağından soluna

ateşler sönüp soğurken gölgeler

hangi ad çoğalacak tenin hafızasında

dindiğinde şarkıların uğultusu ne boyayacak kadının saçını

kayıyor  hüzünlü şal

otların ürpertisi tırmanıyor çıplak omuzlara usul usul çimlenen sisiyle gecenin

unuttum mu her şeyi

yoksa hiç olmadım mı gülümsenen o anın duvara asılmış vesikasında…

21,01,20

 

YILDIZLARA

Ne güzel kelime usturlap

ayaz dal içre baharın deliğini yoklayan çiçeğe

ararken kış göğünün en parlak yıldızını

koymak için rüyada sayıklayan dile…

17,01,21

AĞZIN ORMANI DELİRTİYOR

yeterince ışık yok gerçeği gösteremem

bir tanrı da yaratamam imanına

şu geceye bak elinde değneğiyle geziyor tepemizde

ne kaldı bize gökten

bulut gürültüsü, kaçak yıldırımlar

ama şaraba yetecek karanlık var saatlerin akrebinde

öyleyse aklın biçtiği sözü diriltecek dilimizde sürçen ayyaşlık

koşan atların bacaklarından bir alıntıymış gibi esiyor rüzgar

ormana çekilen hayvanların izleri ve kokuları üstünde

yakıyor dudaklarımı sana söylediğim şiirin fosforu

kurt bırakıyor sürüsünü

geri dönüyor mahalleye başına buyruk

kanını akıtmaya evcil rüyaların

aşıyor barikatları

Ağzın ormanı delirtiyor işte görüyorsun

beni de delirtiyor ağzın

özür dilerim senden

kimseye yeni kelimeler bağışlamayan senden

kapına süpürdüğüm anlamı kendinde var eden senden…

11,01,20