CİGARA PAKETİNİN İÇ YÜZÜNDEKİ ALÜMİNYUMLU KAĞIT

kendi selâmda adım en son anılacak
genel bir haksızlık tek bana mahsus değil
ama fena bozuluyorum
neticede ölen benim
üstelik nedense cami hoparlörlerinde tam künye  okunacakken mutlaka  bir şeyler cızırdar
merkezi sisteme entegrasyon sorunu çeken mevtalarda
kimmiş, kimin oğluymuş
giderken bile anlaşılmayacağım
içime böyle şeyler doğuyor
bakışlarımdaki pıtırak
gördüklerine yapışık
gözde hissedilmeyen asalak
etek pilisinde, bluz yakasında, İspanyol paçasında
silkeleyen yok, koparıp atan yok
yol alıyor
sende
sende
sende
sen de
saklanmış gecelerden bahsederdin de
kimsenin yaşamadığı karanlıklardan
ayın eşiğini yontan adımlarım
boynunda gümüş madalya
ölmekten ikinci gelirdi koşarak
sana
sana
sana
sana
şiirle yazıyordum
başka bir şiir okuyup vazgeçiyordum
şiirle yazmaktan
seni
seni
seni
seni
dışarıya, denizi gömmeye, çıkarmıştım
kendimden bir hikaye katlamaya çalışıyordum o sıralar
cigara paketinin iç yüzümü kaplayan alüminyumlu kâğıdından
suya koyunca yüzecek,
boşluğa fırlatınca süzülecekti
şimdimden biraz daha fakirdim
yokluk insanı tanrı sahibi yapıyor
ezberlenmiş dualardan para kazanan üniformalı dilencileri daha iyi anlıyor kişi
kimse böyle güzel uyduramazdı dünyayı üstümüze Allah’ tan başka
annemin beni uyutmak için balkona ektiği geceye şükür bütün zamanları hatasız çekiyordun kıyıya
sen
sen
sen
sen
ne kadar kudretliydin suyu dindiren rüzgârken
gördüğüm ruhlara yalvarıyordum
mum yakıp fotoğrafların önünde
meyve, çiçek ve kan sunuyordum atalara
sarıp sarmalamak umuduyla çıplak sırtını
sözüme sarmaşıklar aşılıyordum
filizli yapraklar koparıp
geçmişten beri uzayan
senden
senden
senden
senden…

22,05,21

hafif gölgeler içinde

hafif gölgeler içinde açtı çiçek
başladı kamyon kasalarında bilâbedel ırgat göçleri
mihrap önünde unutulmuş rahlede tecvidli harflerle birbirine tutundu kısa şiirler
karıştı bakışımdaki acı su kevsere
bahçelerin rengi seyreldi
sarhoşluk yasak neylersin
ve kendime ayırarak bu sene de kırkta birimi ne ayıp ettim

göt cebimde sınıfsız bir ehliyet
sana geliyorum
şehadetim ip askıların omuzda bıraktığı gün izinedir…

09,05,21

Alkollü İçkiler

Kara tahtaya ak düştüydü ölü şiir
Sen geride bırakılmayacak olandın
Tül perdenin ardında
Telli duvaklı çarpıyordu kuşlar kalplerini
Nöbetine uyandı ırmağın sesi
Asarak omzuna ikimizin su götürmez sek gerçeğini
peşi sıra koştu arabaları kovalayan ay ışığının
Bir sokak seçtiydim
şarkılar oradan giriyordu mahalleye
dik yokuştan inince birahanelerin önüne çıkıyordu nağmeler
Many many alcoholic beverages and a huge meze dolabı
nasıl da herkese yetecek kadar İngilizdim
içinde sen olan o ilk rüyada…

GARDA

büfeden çay aldım. bi gofret yedim cigara altı. bi cigara içtim gofret üstü. altı üstü bi cigara bi gofret amma uzattınız. banka oturdum. gasteleri okudum. kaderine terk edilmiş gaste ossaat  ekşir. vagonlara sürtünen kedileri seyrettim. hareket memuru, sahibinden kaçıp gelmiş hoşçakallar ve birkaç merhaba düdükledi kulaklarıma. seslerin çoğu kimsesiz burada. içinde olmadığım zamanı hatırlamayı bıraktım. eskimenin görünürlük kazandığı anların peşindeyim. minik bir çatlağın, sırrı dökülmüş duvar seramiğinin, kapanırken gıcırdayarak döşemeye sürtünen kapının…

bi cigara yaktım. bi çay aldım. yukarıdan hiç bir şiire karıştıramayacağım incelikte bulutlar geçiyordu kafiye kafiye. gitmiyorsan ve gelmemişsen ve beklemiyorsan ve unutulmamışsan garda olmak saçma. çükünün keyfine gelmiş oturmuş pezevenk olursun. trenin biri kalktı gitti. metal tekerleklerin altında paralel iki düş gözden kayboldu, yaklaşarak ama hiç dokunamadan birbirlerine. fevkalâde bir bitişe gark oldu ortalık.

13,04,21

PARAŞÜT

unutmasınlar diye durmadan söylüyor
ta ki unutana kadar kendisi
sonra herkes düşürsün istiyor dudaklardan o şarkıyı
tüyden ve taze cesetlerin baş ucunda tüten şaşkın ruhlardan daha hafif bulutsu bir paraşüt
bırakıldığı yerde -içinden süzüldüğü ışığın içinde- sürgün
toprağa kavuşmak tek derdi
ve ona kokusundan vermek
ama ağladıkça hafifleyen varlığı
daha sonsuz bir mahpusluğa yükseliyor gözyaşlarının boşlukta süzülüşünü seyrediyor
ân geçtikçe onların da uzağına gideceğini bilerek
damlalardan seyreliyor yüzünün yankısı
sanki şarkısını hatırlamaya uğraşıyor
ve kahramanını…

28,03,21

seni allaha veresim yok

usul kalbin seni ölümsüz kılıyor
/
gemiler:
o hörgüçleri denizin
unuttukça bakıyorum gözlerimden geçişine:
vereceğim son nefes için sıkı bir antreman
/
usul kalbin seni bitimsiz kılıyor
/
allahın altına saklıyorum günahlarımı
her gün konuşuyoruz, arıyor beni sağolsun, dakikası bol hattının
bir şey olmaz, burada kalabilirler, diyor
yer sıkıntım yok
sen dönene kadar bakarım onlara
kendi günahlarımdan ayırmam
/
toza vuruyorum ellerimi
yüzüne sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
kollarına sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
dudaklarının çatlaklarını sıvıyorum
niyet ediyorum
susuz ve kıblesiz
/
uslu kalbim seni vakitsiz kılıyor
/
seni allaha veresim yok…

22,03,21

EN SON AĞZIM

“açmadı henüz ince penceresini suratımda
kaderin söze dönüşmüş bıçağı
işte bu yüzden en son ağzım bilecek”

ırmağın saydam yükü hafif gelir tüyleri düşlerine dikilmiş kuşa
vatoz çırpar kuyruğunu
arzuyu şahlandıran kamçıyı
süzülür kumsalların tarihi boyunca
dalgın huy sığ suların üstünde
işlenir bütün bu olanlar
elifba’ dan oluşan zamana
yazılanlardan daha kutsal bir kenar süsü gibi

“söz yitik aklını bulur bulmaz
sırtımda kısa kollu heceler
nasıl öyle sıcaktı ellerimiz oysa havalar doyasıya ısınmamıştı

01,03,21

pikachu

sen tanrı olmayı seçtin

ben cigara sarmayı

ikimizinde kafası pamuk pamuk bulut bulut

dışarı fışkırıyor mucizelerin

ergimiş akıyor paçalarımıza

ben birkaç sikindirik dizeyle karartıyorum gözlerimi sana bakmak için

ve ikimizde kusmuk kokuyoruz yanımızdan geçenlere

ak damarlı mermer bir anıtsın şeylerin merkezinde erekte

ben ötekileştirilmiş evrenlerin halaylarında bir başına bir baş

ikimizinde göğünde titrek yıldız selamlaşmaları, plaj ritimleri, kum şarkıları

birlikte bir at ve ölüsüyüz galiba

yüreksiz koşuyorsun

çürüyen tenimden ayrılırken yelelerin

bende eksilen çoğaltıyor seni

neticede ben cigara saran kafası dumanlı bir tanrı olmayı seçtim

karıncalar ezilmeden karşıya geçsin diye ön koluma yaya geçitleri çizmeyi seçtim

ben seni seçtim pikachu

yanaklarında çağ açan çağ kapatan elektrik şalterleri

öldükçe ruhum şehir şebekesinden kaçak hat çekip şoklanmayı seçtim

gür çıkacak dediler

daha gür çıkacak bir sonraki sen

kendimi kökümden biçmeyi seçtim

sen tanrı olmayı seçtin

yıkık kolezyumda kutsal bir hayalet…

TAMAM BİR ARZU

ince sabah
kalın yorgan altında uyanır
uçuşur/uçamaz
tene dikili arzu
yüz kurulanır
fırçalanır/tükürülür uykunun gediğinde kokuşan söz
ten gerinir
kopar arzu
yakası açılır evin
böyle başlar  gün
serin sokağa iner bozguna uğramış düş
vasıtalar başka
herkesin incineceği durak başka
ellerde simit
damakta binlerce sussam tanesi…

24,01,21

TOPRAK YALNIZLIĞI

Ölü zamanların dilini biliyor muyuz yoksa sevgilim
Çürümüş ifadelerine bakarken solgun fotoğrafların
sanki anlıyorum ne söylediklerini
öpüşürken birden yaşamaya saplanıp kalmış iki fosilin
Ölü zamanların dilini çözüyor muyuz yoksa sevgilim

Rüzgâr sönünce dans etmeyi bıraktı palmiye
Çantasını yokladı otobüsten inerken kadın
Sorumlu belediyecilik bizim işimiz diyerek, tez farkedilen yoklukların telafisi için tarifeli seferler düzenleyeceğini açıkladı eski günlere yeni başkan
Yıkılmayı bekliyor öte yanda erken boşalmış apartmanlar yeni imar planı uyarınca
çekirdek çitleyerek birlikteliklerini muhafaza eden ailelerin kentsel dönüşümlerine pozisyon zenginliği sunmak için

Öyle hafif ki bazen kuşlar
kanatları yok
Saatlerle ileri geri oynanmayan
ölü zamanlardan bir dilimde
toprak soylular, kavram cesetleri ve sevgilim, cancağızım, iki gözüm
baktıkça geçmişin bizde kalan yüzüne
herkesin elinden yalnızlık dökülüyor
herkes beceriyor kendine kadar yalnızlığı
yalnızlık herkesi

Yorgun ruh hızlı düşer
kazılmamış mezarına
Bir önermedir onun dudaklarınızı süpüren ezgisi
Her anımsayışta kendini doğrulayan

dua etmeyi de bıraktık
kayyum tanrılardan dilimizi anlayan yok…

14,01,21