Yeryüzü Taşkını

çoklar tarumar etti arzunun sisiyle büyüyen düş bahçelerini
kapanmaz yaralar vurdu ağzıma
gıybet bandosunun çaldığı güç marşları
kalbim eksilerek atıyor
tuttuğu eli yoran bir el gibi

ah direnecekti ama söylenmedi söz
ah kalpte esenlikti söz
ah taşı fırlatacaktı söz
ah bağladılar önce 
sonra bağışladık, dediler; bak bize bir bak hele nasıl da yüce gönüllüyüz
ama hiç de bırakmadılar
ki  dile gelsin
söndürülmüş sulardan türetilmiş
kelepçeler bağladılar ayak bileklerine
sanki günahtı söz

koynunda olsaydım
anlardım boynunun çiçeklerinin
karanlıkta gizlenen rengini
şiirlerimi yamardın-çünkü yırtılırken çıkıyor sadece sesim ama sonra yine birleşmeliyim kendimle seninle yaşamak için-
harfini heceme katarak
yaralarımdan üstümüze yorgan dikerdin
pilini değiştirirdin yeşil seramik saatin
zamanı bizden yana tazelerdin
boynunun çiçeklerini sulardım
boyuna boynuna dizilmiş çelenkleri

ah söylenmiyor söz
korkarım yitecek
ne diyecek halkın gözlerimize bakan bebesi
yırtılmış ve başka bir dille yapıştırılmış adının karşısına atarken imzasını
her gece sevmek sırası ona gelince
korkarak taşıdığı anlamdan

TANRILIĞA GİRİŞ-I

böyle sıcak gecelerde eriyen yıldızlardan damlayan anlarda alırız içindeki ya da içinde durduğu  hiçliği doldurmak için yaratan ve yaratan tanrıların gayretinin tadını biz bütün hiçlerimizi boş bırakmış kâfirler
bir dua bile bilmeyiz
dileklerimiz şarkılardadır
istemeyiz başkasının boşluğunda ahkâm kesmeyi
sevdiğimiz yemişler Dünya’dadır…

06,07,21

İSİMSİZLER

kedi kucağıma tırmanır
tırnaklar uzun
kuyruk kısa
gelmez gece gecelik giymezsen bu gece de
uykusuz rüyalardan
kestirmeden

/


yardım istiyorum hiç sayıyorlar
anlattım  ecele bakışımla derdimi
ergen sesim gecikmiş cesedine
yağmura tanıtıyor kendini ve bazı mevsim şarkılarıyla oyalanıyor
çatlayarak

/

akıyor şarap
hayâlden rüyaya
insan ilk kimin oğlu ki bu kadar şaşkın
evriliyor, devriliyor, sivriliyor
olmak uğruna
senden korkuyor
kanundan korkuyor
babasından korkuyor
led ampullü çakarlardan korkuyor

/

sesim hüzünlü bir siren
dur diyor
kenara çek söyleyeceklerini insanlık namına
ve geçip gidene kadar ben bekle
yol aç
son nefesine gecikenlere

/…

27,06,21

ZAMANIN SOYUNDAN DEĞİLSİN SEN


zamanın soyundan değilsin sen
çalıntı bir ateş değilsin tanrıların kapımıza bıraktığı
bütün eskilere karşı diri her şeyin, her yerin
gökyüzü çarmıhlarına asılı
dualar ve tesbih taneleri gibi de değilsin
öne arkaya tekrar ede dursun kendini müminat
sen her gün başka kokuyorsun aynı gülde

ve hiç biri güzel de değil
ölü çocuklara annelerin söylediği
ninniler kadar
sana diyeyim mi
en iyi yolu bu kötü bir şeyi unutmamanın
acıyı bilenin şarkısını onun ağzından dinlemek
hatırlamak gölgesiz yolların güneşini
kumral şiiri yanık tende
geride bırakılmış yurtların yürek kazıntısını
yürüdükçe nasıra dönüşen hatırayı

anlatalım
vatansız belleğimizi inşa edelim
güzel bir rüya ne kadar iyileştirir gündüz bile karanlık yarayı
yıkılmış kentlerden kaçmadan önceki son gece
kaç saat uyunabilir
toprağın tene değen yüzü
dalgalanırken arpaların mevsiminde
tuttuk ellerini oğulların ve kızların
umut körpe bir oraktır
avcumuzun terinden büyür

10,06,21

CİGARA PAKETİNİN İÇ YÜZÜNDEKİ ALÜMİNYUMLU KAĞIT

kendi selâmda adım en son anılacak
genel bir haksızlık tek bana mahsus değil
ama fena bozuluyorum
neticede ölen benim
üstelik nedense cami hoparlörlerinde tam künye  okunacakken mutlaka  bir şeyler cızırdar
merkezi sisteme entegrasyon sorunu çeken mevtalarda
kimmiş, kimin oğluymuş
giderken bile anlaşılmayacağım
içime böyle şeyler doğuyor
bakışlarımdaki pıtırak
gördüklerine yapışık
gözde hissedilmeyen asalak
etek pilisinde, bluz yakasında, İspanyol paçasında
silkeleyen yok, koparıp atan yok
yol alıyor
sende
sende
sende
sen de
saklanmış gecelerden bahsederdin de
kimsenin yaşamadığı karanlıklardan
ayın eşiğini yontan adımlarım
boynunda gümüş madalya
ölmekten ikinci gelirdi koşarak
sana
sana
sana
sana
şiirle yazıyordum
başka bir şiir okuyup vazgeçiyordum
şiirle yazmaktan
seni
seni
seni
seni
dışarıya, denizi gömmeye, çıkarmıştım
kendimden bir hikaye katlamaya çalışıyordum o sıralar
cigara paketinin iç yüzümü kaplayan alüminyumlu kâğıdından
suya koyunca yüzecek,
boşluğa fırlatınca süzülecekti
şimdimden biraz daha fakirdim
yokluk insanı tanrı sahibi yapıyor
ezberlenmiş dualardan para kazanan üniformalı dilencileri daha iyi anlıyor kişi
kimse böyle güzel uyduramazdı dünyayı üstümüze Allah’ tan başka
annemin beni uyutmak için balkona ektiği geceye şükür bütün zamanları hatasız çekiyordun kıyıya
sen
sen
sen
sen
ne kadar kudretliydin suyu dindiren rüzgârken
gördüğüm ruhlara yalvarıyordum
mum yakıp fotoğrafların önünde
meyve, çiçek ve kan sunuyordum atalara
sarıp sarmalamak umuduyla çıplak sırtını
sözüme sarmaşıklar aşılıyordum
filizli yapraklar koparıp
geçmişten beri uzayan
senden
senden
senden
senden…

22,05,21

hafif gölgeler içinde

hafif gölgeler içinde açtı çiçek
başladı kamyon kasalarında bilâbedel ırgat göçleri
mihrap önünde unutulmuş rahlede tecvidli harflerle birbirine tutundu kısa şiirler
karıştı bakışımdaki acı su kevsere
bahçelerin rengi seyreldi
sarhoşluk yasak neylersin
ve kendime ayırarak bu sene de kırkta birimi ne ayıp ettim

göt cebimde sınıfsız bir ehliyet
sana geliyorum
şehadetim ip askıların omuzda bıraktığı gün izinedir…

09,05,21

Alkollü İçkiler

Kara tahtaya ak düştüydü ölü şiir
Sen geride bırakılmayacak olandın
Tül perdenin ardında
Telli duvaklı çarpıyordu kuşlar kalplerini
Nöbetine uyandı ırmağın sesi
Asarak omzuna ikimizin su götürmez sek gerçeğini
peşi sıra koştu arabaları kovalayan ay ışığının
Bir sokak seçtiydim
şarkılar oradan giriyordu mahalleye
dik yokuştan inince birahanelerin önüne çıkıyordu nağmeler
Many many alcoholic beverages and a huge meze dolabı
nasıl da herkese yetecek kadar İngilizdim
içinde sen olan o ilk rüyada…

GARDA

büfeden çay aldım. bi gofret yedim cigara altı. bi cigara içtim gofret üstü. altı üstü bi cigara bi gofret amma uzattınız. banka oturdum. gasteleri okudum. kaderine terk edilmiş gaste ossaat  ekşir. vagonlara sürtünen kedileri seyrettim. hareket memuru, sahibinden kaçıp gelmiş hoşçakallar ve birkaç merhaba düdükledi kulaklarıma. seslerin çoğu kimsesiz burada. içinde olmadığım zamanı hatırlamayı bıraktım. eskimenin görünürlük kazandığı anların peşindeyim. minik bir çatlağın, sırrı dökülmüş duvar seramiğinin, kapanırken gıcırdayarak döşemeye sürtünen kapının…

bi cigara yaktım. bi çay aldım. yukarıdan hiç bir şiire karıştıramayacağım incelikte bulutlar geçiyordu kafiye kafiye. gitmiyorsan ve gelmemişsen ve beklemiyorsan ve unutulmamışsan garda olmak saçma. çükünün keyfine gelmiş oturmuş pezevenk olursun. trenin biri kalktı gitti. metal tekerleklerin altında paralel iki düş gözden kayboldu, yaklaşarak ama hiç dokunamadan birbirlerine. fevkalâde bir bitişe gark oldu ortalık.

13,04,21

PARAŞÜT

unutmasınlar diye durmadan söylüyor
ta ki unutana kadar kendisi
sonra herkes düşürsün istiyor dudaklardan o şarkıyı
tüyden ve taze cesetlerin baş ucunda tüten şaşkın ruhlardan daha hafif bulutsu bir paraşüt
bırakıldığı yerde -içinden süzüldüğü ışığın içinde- sürgün
toprağa kavuşmak tek derdi
ve ona kokusundan vermek
ama ağladıkça hafifleyen varlığı
daha sonsuz bir mahpusluğa yükseliyor gözyaşlarının boşlukta süzülüşünü seyrediyor
ân geçtikçe onların da uzağına gideceğini bilerek
damlalardan seyreliyor yüzünün yankısı
sanki şarkısını hatırlamaya uğraşıyor
ve kahramanını…

28,03,21

seni allaha veresim yok

usul kalbin seni ölümsüz kılıyor
/
gemiler:
o hörgüçleri denizin
unuttukça bakıyorum gözlerimden geçişine:
vereceğim son nefes için sıkı bir antreman
/
usul kalbin seni bitimsiz kılıyor
/
allahın altına saklıyorum günahlarımı
her gün konuşuyoruz, arıyor beni sağolsun, dakikası bol hattının
bir şey olmaz, burada kalabilirler, diyor
yer sıkıntım yok
sen dönene kadar bakarım onlara
kendi günahlarımdan ayırmam
/
toza vuruyorum ellerimi
yüzüne sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
kollarına sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
dudaklarının çatlaklarını sıvıyorum
niyet ediyorum
susuz ve kıblesiz
/
uslu kalbim seni vakitsiz kılıyor
/
seni allaha veresim yok…

22,03,21