nonspesific


bu bir soygun şiiridir
cebinizdeki biçem
varsa başka bir arzunuz
kırık cam parçalarınız ve ufalanmış hayalarınız da artık benimdir
ağacımın dallarındaki su kimseye değmez
ama bakın bulutsuz da değil gözlerim
doldururum söz taşlarını ağzıma
dilim şehre döner
yemeğini üzerine dökmeden yiyen
kibar bir adam olur
üç perdelik hikâyeler kurgular
kendini önermek için hayata tanıdıklar sokar araya
ve çocukluğuna dokunmayan yerlerine inanır Allah’ın
ve bayram sabahları ilk önce Allah’ın ellerini öper
kalkıp gidecek o Allah birazdan
şükürler olsun doğa kanonlarına
oluşumda yankılanır…

ve fakat her sabah bir farkındalık yaratır insanda toksa eğer ya da doyacaksa birazdan

Önce tuz vardı/Kederine şahitlik ediyordu yalnız tanrıların/Yuvarlanarak boşluğa düşen damlanın içinde

Gecenin penceredeki yaldızlı tozu günü solgun niteliyor
ismimin önünde ve sonunda bir unutuş
al sıfat ver zamir söylüyorum kendime kendimi
bahçede taflanlar
japon şemsiyeleri
ve kovandan kaçmış arılar hâlâ portakal çiçeklerinde sarhoş uyuyorlar
iki köpek koklaştı demin demir parmaklıkları arasından kilitli garaj kapısının
iki orman bir dağ arefesinde yaraladı birbirini büyüyerek birbirinin içine

sevgilim ekmek kızarttı
sevgilim çay demledi
sevgilim zeytin ıslattı
sevgilim oğlumuzu uyandırdı
sevgilim sanki cehennemden bir başına düşmüş gibi bir baş
bensiz gerçekleştirdi dünyayı

biz gibi mi lan herkes
biz gibi mi
yani tamam dostumuz değil de bazı şişelenmiş gerçekler
sanki siz pek mi iyisiniz sayın pezevenk…
19.04.22

KALİBRASYON

Rüyaya bastım
Gökte kuş tekrarladım
Açık kalmış rakımın kapağı
İki duble şerefine uçtu gitti
Açtım götüme güldüm
Masaya bıraktım bardağı; dindi rüzgârgiller Çoğul tanrımın elleri emretti dilek kiplerine
Üç hakkımız varmış
Sonra yıkılırmış kaderimiz
Habillerin kâbillerin kuduslerin kâbelerin altında mı ne kalırmışız

Boka battım
Gökte kuş patakladım
Dudaklarımı örten bıyıklarımı görünce Görmezden geldi beni şoför efendi -belki siyah ve beyaz kıllarımın yüzümdeki  kardeşliğinin yolcuları tedirgin edeceğini düşledi-

Emmiler ve Dayılar
Ladies and Gentlemans
Alnıma namluladığınız hukukunuzun kalibresini re’ sen sikeyim emi …

14,04,22

küçük kırmızı yengeç

çekilince kelimeler geldikleri aya
açığa çıkıyorsun takviminde bir güneşin
ve sonra geri dönüyorlar gittikleri uzaktan
gömüyoruz kendiliğimizi dudaklarına
bir sonraki çıplaklığına kadar
kırmızı kıskaçlarımızın

toprağa inen günlerin uçuculuğuyla kanatlanmış olan sen
hep böyle yeneceksin bizi
söyleyip susarak
gelip giderek
hep böyle
şah mat ve cezir…

SOBA

kim bu akan suyun hısmı
kim bilir çocukluğunu
buz kestiğinde kış
kim düşürdü dalından aklına ıhlamur kokusunu
kim yardım etti ona taşırken yaprağın solgun damarını
-galiba ayraç olmaya gidiyordu iki denizin kavgasına-
tez canlı arıların döllediği günlerde
herkes bağlıyken kesilmiş yerlerinden hâlâ annesine
sürdürdü ağzıyla koşan bir hayvan olmayı o
bizce son günüydü kışın
sobayı yakmıştı üşüyenimiz
çay koymuş tanrıyı bekliyorduk…20.03.22

yeni gün

gün yükseliyor
dal budak boynuzları gibi otlardan başını kaldıran bir geyiğin
uzağına yaklaşsak da
hâlâ uzak
denizin ufkunda erken kırılan aydınlık…23.03.22

lejant lazım sana

çık sözün yörüngesinden
git evin kuzey odasına
gör tavandan ağan suyun çizdiği
topografik haritada
iç içe geçmiş hüzün halkalarını
bul memleketin sandığın denizden yüksekliği…23.03.22

kaleler

kimden kaleler yaptık
ıslak kimleri doldurduk plastik kalıplara
ve çıkarırken hayatımızdan yıkılmasınlar diye
çocuksu bir özen gösterdik
bıraktık
bizi
çağırınca daha büyük dalgalarda yuvarlanmak fırsatı
umursadık mı
kim kurudu
kim ağlıyor hâlâ…22.03.22

KENDİ BAŞINA PİYASA

karanlıkta parlayan kimyasal sözlerin arasında uçuyor
bilemeden hangisine konacağını
ortaya karışık saçılmış son dizeleriyle erken bir şair ölümü
geride öbeklenmiş  sonraya bitişemeden düşen sesler
eski âdetlermiş
sanki menzilinden sapmış fır dönen semazenlermiş bir zincir mağazanın açılışında
kalın kurdalemiz kesilmiş
takmış yüzükleri Yimpaş holdingin ceosu
takmış koluna beni Kuyumcular Çarşısına beşibirlik almaya getirmiş özsermayesi vakitsiz şair ölümleri olan bonservisi elinde piyasa…

CİNLER DUMANDAN

Muhammed Siyah Kalem 15.yy

Bu cinler var ya oradan oraya koşuşan
dumandan kıçlarıyla deviren eşyaların görüngülerini
sığınan değişken anlamlarına
yansıyan şeylerin çizdiği haritanın
bu cinler var ya bu cinler
sebepsiz sonuçlar gibi ipsiz sapsız
belki de nar cinleridir bu cinler
yarılmış kabuğun tane tane kanamasıdır
yarılmış kabuğun tane tane kanaması dur…

20.02.2022