GARDA

büfeden çay aldım. bi gofret yedim cigara altı. bi cigara içtim gofret üstü. altı üstü bi cigara bi gofret amma uzattınız. banka oturdum. gasteleri okudum. kaderine terk edilmiş gaste ossaat  ekşir. vagonlara sürtünen kedileri seyrettim. hareket memuru, sahibinden kaçıp gelmiş hoşçakallar ve birkaç merhaba düdükledi kulaklarıma. seslerin çoğu kimsesiz burada. içinde olmadığım zamanı hatırlamayı bıraktım. eskimenin görünürlük kazandığı anların peşindeyim. minik bir çatlağın, sırrı dökülmüş duvar seramiğinin, kapanırken gıcırdayarak döşemeye sürtünen kapının…

bi cigara yaktım. bi çay aldım. yukarıdan hiç bir şiire karıştıramayacağım incelikte bulutlar geçiyordu kafiye kafiye. gitmiyorsan ve gelmemişsen ve beklemiyorsan ve unutulmamışsan garda olmak saçma. çükünün keyfine gelmiş oturmuş pezevenk olursun. trenin biri kalktı gitti. metal tekerleklerin altında paralel iki düş gözden kayboldu, yaklaşarak ama hiç dokunamadan birbirlerine. fevkalâde bir bitişe gark oldu ortalık.

13,04,21

PARAŞÜT

unutmasınlar diye durmadan söylüyor
ta ki unutana kadar kendisi
sonra herkes düşürsün istiyor dudaklardan o şarkıyı
tüyden ve taze cesetlerin baş ucunda tüten şaşkın ruhlardan daha hafif bulutsu bir paraşüt
bırakıldığı yerde -içinden süzüldüğü ışığın içinde- sürgün
toprağa kavuşmak tek derdi
ve ona kokusundan vermek
ama ağladıkça hafifleyen varlığı
daha sonsuz bir mahpusluğa yükseliyor gözyaşlarının boşlukta süzülüşünü seyrediyor
ân geçtikçe onların da uzağına gideceğini bilerek
damlalardan seyreliyor yüzünün yankısı
sanki şarkısını hatırlamaya uğraşıyor
ve kahramanını…

28,03,21

seni allaha veresim yok

usul kalbin seni ölümsüz kılıyor
/
gemiler:
o hörgüçleri denizin
unuttukça bakıyorum gözlerimden geçişine:
vereceğim son nefes için sıkı bir antreman
/
usul kalbin seni bitimsiz kılıyor
/
allahın altına saklıyorum günahlarımı
her gün konuşuyoruz, arıyor beni sağolsun, dakikası bol hattının
bir şey olmaz, burada kalabilirler, diyor
yer sıkıntım yok
sen dönene kadar bakarım onlara
kendi günahlarımdan ayırmam
/
toza vuruyorum ellerimi
yüzüne sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
kollarına sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
dudaklarının çatlaklarını sıvıyorum
niyet ediyorum
susuz ve kıblesiz
/
uslu kalbim seni vakitsiz kılıyor
/
seni allaha veresim yok…

22,03,21

EN SON AĞZIM

“açmadı henüz ince penceresini suratımda
kaderin söze dönüşmüş bıçağı
işte bu yüzden en son ağzım bilecek”

ırmağın saydam yükü hafif gelir tüyleri düşlerine dikilmiş kuşa
vatoz çırpar kuyruğunu
arzuyu şahlandıran kamçıyı
süzülür kumsalların tarihi boyunca
dalgın huy sığ suların üstünde
işlenir bütün bu olanlar
elifba’ dan oluşan zamana
yazılanlardan daha kutsal bir kenar süsü gibi

“söz yitik aklını bulur bulmaz
sırtımda kısa kollu heceler
nasıl öyle sıcaktı ellerimiz oysa havalar doyasıya ısınmamıştı

01,03,21

pikachu

sen tanrı olmayı seçtin

ben cigara sarmayı

ikimizinde kafası pamuk pamuk bulut bulut

dışarı fışkırıyor mucizelerin

ergimiş akıyor paçalarımıza

ben birkaç sikindirik dizeyle karartıyorum gözlerimi sana bakmak için

ve ikimizde kusmuk kokuyoruz yanımızdan geçenlere

ak damarlı mermer bir anıtsın şeylerin merkezinde erekte

ben ötekileştirilmiş evrenlerin halaylarında bir başına bir baş

ikimizinde göğünde titrek yıldız selamlaşmaları, plaj ritimleri, kum şarkıları

birlikte bir at ve ölüsüyüz galiba

yüreksiz koşuyorsun

çürüyen tenimden ayrılırken yelelerin

bende eksilen çoğaltıyor seni

neticede ben cigara saran kafası dumanlı bir tanrı olmayı seçtim

karıncalar ezilmeden karşıya geçsin diye ön koluma yaya geçitleri çizmeyi seçtim

ben seni seçtim pikachu

yanaklarında çağ açan çağ kapatan elektrik şalterleri

öldükçe ruhum şehir şebekesinden kaçak hat çekip şoklanmayı seçtim

gür çıkacak dediler

daha gür çıkacak bir sonraki sen

kendimi kökümden biçmeyi seçtim

sen tanrı olmayı seçtin

yıkık kolezyumda kutsal bir hayalet…

TAMAM BİR ARZU

ince sabah
kalın yorgan altında uyanır
uçuşur/uçamaz
tene dikili arzu
yüz kurulanır
fırçalanır/tükürülür uykunun gediğinde kokuşan söz
ten gerinir
kopar arzu
yakası açılır evin
böyle başlar  gün
serin sokağa iner bozguna uğramış düş
vasıtalar başka
herkesin incineceği durak başka
ellerde simit
damakta binlerce sussam tanesi…

24,01,21

TOPRAK YALNIZLIĞI

Ölü zamanların dilini biliyor muyuz yoksa sevgilim
Çürümüş ifadelerine bakarken solgun fotoğrafların
sanki anlıyorum ne söylediklerini
öpüşürken birden yaşamaya saplanıp kalmış iki fosilin
Ölü zamanların dilini çözüyor muyuz yoksa sevgilim

Rüzgâr sönünce dans etmeyi bıraktı palmiye
Çantasını yokladı otobüsten inerken kadın
Sorumlu belediyecilik bizim işimiz diyerek, tez farkedilen yoklukların telafisi için tarifeli seferler düzenleyeceğini açıkladı eski günlere yeni başkan
Yıkılmayı bekliyor öte yanda erken boşalmış apartmanlar yeni imar planı uyarınca
çekirdek çitleyerek birlikteliklerini muhafaza eden ailelerin kentsel dönüşümlerine pozisyon zenginliği sunmak için

Öyle hafif ki bazen kuşlar
kanatları yok
Saatlerle ileri geri oynanmayan
ölü zamanlardan bir dilimde
toprak soylular, kavram cesetleri ve sevgilim, cancağızım, iki gözüm
baktıkça geçmişin bizde kalan yüzüne
herkesin elinden yalnızlık dökülüyor
herkes beceriyor kendine kadar yalnızlığı
yalnızlık herkesi

Yorgun ruh hızlı düşer
kazılmamış mezarına
Bir önermedir onun dudaklarınızı süpüren ezgisi
Her anımsayışta kendini doğrulayan

dua etmeyi de bıraktık
kayyum tanrılardan dilimizi anlayan yok…

14,01,21

DEĞİL

Olympos Antik Kenti/Antalya

Uzun ismime çekilmiş olsa da yırtık bir yelken/ Cilalanmış parkeleri çizen ayakkabılarımın çoğu deniz görmüş değil/ Solgun kış göğünün altında soyununca etimden benim olmayan esmerliğini tenimin/ Görünecek güneşten arınmış yüzüm/ Anlayacaksın/ Her kıyı denize senin kadar yakın değil ve her tanrı şeytanını cennetten kovmuş değil
Az kaldı yetişiyorum/ Elimden düşen bir şeyi yakalar gibiyim gün ortası, kalabalık içinde/ Son anda herkes rahat bir nefes alıyor/ Şimdi cevaplanabilir titreyerek çalan telefonlar/ Taze bir fırt çekilebilir cigaralardan/ Kirli ve temiz çamaşırlardan ibaret evlerin kapıları açılıp örtülebilir/ Düşük faizle borçlanabilir piyasaya tatlı su balıkçıları/Çekilen suların kenarında rakı içilebilir/Anlayacaksın/ Herşey demirden değil/ Erir bazı sözler bazı şarkılarda ve bazı şeytanlar anlatıldığı kadar kötü değil…

29,12,20

NO COMMENT BEBEĞİM


yanılmayacağım bu sefer
apartmanımıza hiç gelmemiş kelimelerle
anlatırken gitmediğim yerleri
serilince ayaklarımın altına
ellerimden yavaşça seyrelen atlas
anılar ve hayvanlar sahipsiz de güzel
şimdi şarabını bitir
bebeğim
açılması gereken kopçalar var
sımsıkı sarılmak için birbirimize
aramızdan çıkarmalıyız sentetik dokunuşları
nolur üstüme varma daha fazla
bu akşam olan oldu
söz yarın sen yokken oturup bekleyeceğim
seninle gelmesini sarhoşluğun
şişeler, bilyeli kapaklar
geç kalma bebeğim
bir yolculuk var aklımda
merdivenlerden çıkacağım
kim bilir kaç kat
kaç kat soyacağım gökyüzünü
mevsiminde yetişmiş olgun akşamı koymak için organik soframıza
ormana yakın mahallelerden de pastoral birkaç şiir kopartırım
bahçeli evler, köpek kulübeleri, pergolalar
geç kalma bebeğim
acıktıkça ağzım bozuluyor
eften püften diyemiyorum
ottan boktan oluyor herşey
bağırıp çağırıyorum vara yoka
sonra huzurun tekrar tesisi için
sert önlemler almam gerekiyor
yer yer demokrasiden taviz veriyorum
ve 10dan sonra alınması yasak şeyler çıkarıyorum engin derin büyülü ceplerimden
yani işte geç kalma bebeğim
orta şeritte seksen beşe sabitle hızını
siktir et varsın geçsinler sağından solundan vızır vızır
selektör yapanların, korna çalanların alabilirsen plakasını al
sonra hesaplaşırız icabında
en çabuk öyle geliniyor
denedim kaç kere
ceza da yemiyorsun

lafım bitiyor
başa dönüyorum bebeğim
ve boşalan cam şişelere zeytinyağı ve sirke koyarak geri dönüşüyorum hayata
bu kolaylığı bulduktan sonra şair oldum zaten
başka şeyler doldurarak aynı şeylerin içine
pek de fazla kıçımı kaldırmadan aslında…

18,12,20

SEĞMENLER PARKI’ NDA KATARINA WITT’ TEN TEKMEYİ YEDİĞİMİ ANLATIR

Meğer önsızısıymış hazin sonuna ilerleyecek öykümüzün
Seğmenler Parkı’ nda ilk buluşmamızda
niyet ederek Allah rızası için buz tutmaya
hazır olan kışa uyan toprağa
üçlü axel’ a kalkıp başarıyla düşen yapraklar

sonrasında
ağrı kesici eylemler
kutu bira
tuzlu leblebi, fıstık
İzmir’ deysen kürdana saplanmış kornişon turşusu
unutmadan
bi de şu
yok o değil
yanındaki
hah o
– yalnız abi bunlar depozitosuz haberin olsun
kapı arkasında biriktirme boşuna
para etmez…

22,11,20