gecenin işleri

gecenin kıyıcıları gelecek sevgilim
hazırlan
sana baktığım gözlerimi veriyorum
sana koştuğum bacaklarımı veriyorum
sana seslendiğim isminin meşhur seslerini veriyorum
sana sarıldığım kollarımı ve ucuna iliklenmiş ellerimi veriyorum; tut bir tarağı, ıslat
ormanın üstüne çöken sisi geriye yatır
şimdi biraz daha mı yakışıklı sanki ne
daha iyi seçiliyor yüzünde karanlık
nasıl başlasaydım söze ki masal olsaydı anlatılan
varlığın ve yokluğun içinde
illaki bir evvel zaman
başlayacak gecenin işleri
ölmüş kuşlar dallardan kalkıp mezarlarına konacak
bütün kâfir saatlerin defterlerinde aynı sevecen günah
bize sorsalardı ayıp demezdik
yazılıp çizilenlere
size ne; duvarların kendi tanrıları var derdik
gecikse de insan bazen hatırasına
bekler herkes gittiğinde bile beyaz badananın üzerinde sprey bir motif
oradaymışsın gibi
anlatır gecenin işlerini
sana bulutları dinleyen kulaklarımı veriyorum
yumuşak huylu kalemin harfleri yan yana dizerken çıkardığı sesi…

EVİMİZE GİDELİM

neden dışarıdayız
evimize gidelim
bütün ağaçlarda hafiflediyse güz
suçu yok evimizin
evimize gidelim


ama bak
eğimsiz bir yağmur yağıyor
camlara dokunmadan


belki de evler açısına uydu bulutların
bütün şiirlerde hafiflediyse güz
evimize gidelim
kadeh kaldıralım
terk edilmiş kuralları şerefine fiziğin ve trigonometrinin…

ÖLÜM YILDIZI

ölü yıldız ışıyor
suyun ve bilincin karanlığında
ölü yıldız
sinek kapanı
önce kanatlarda cızırdıyor
batıl müzik çekmeyen radyomuz gibi
altı ayakta tutuşuyor
incelikler  yanıyor çabuk çabuk
hızlı terkediyor gövdeyi zamanın aletleri
ölü yıldız ışıyor
dilsiz siren
kendine çekiyor kanat seslerini
güz geliyor
ve beğendiğimiz heceyi bulunca
ağzımızda daha uzun kokuyor rakı
şimdi değilse de az günler sonra dona çekecek tam da bu gece
ölü yıldız
sonsuz vampir
bilenmiş çayırlarda
bileğinde pırıl pırıl kesikler
uyuyacak
yavaşça gömülecek rüyasına
ölü yıldız
geride kalmış akşamın mumu
ne güzel titriyorsun
ne güzel tütüyorsun burnumda