PARAŞÜT

unutmasınlar diye durmadan söylüyor
ta ki unutana kadar kendisi
sonra herkes düşürsün istiyor dudaklardan o şarkıyı
tüyden ve taze cesetlerin baş ucunda tüten şaşkın ruhlardan daha hafif bulutsu bir paraşüt
bırakıldığı yerde -içinden süzüldüğü ışığın içinde- sürgün
toprağa kavuşmak tek derdi
ve ona kokusundan vermek
ama ağladıkça hafifleyen varlığı
daha sonsuz bir mahpusluğa yükseliyor gözyaşlarının boşlukta süzülüşünü seyrediyor
ân geçtikçe onların da uzağına gideceğini bilerek
damlalardan seyreliyor yüzünün yankısı
sanki şarkısını hatırlamaya uğraşıyor
ve kahramanını…

28,03,21

seni allaha veresim yok

usul kalbin seni ölümsüz kılıyor
/
gemiler:
o hörgüçleri denizin
unuttukça bakıyorum gözlerimden geçişine:
vereceğim son nefes için sıkı bir antreman
/
usul kalbin seni bitimsiz kılıyor
/
allahın altına saklıyorum günahlarımı
her gün konuşuyoruz, arıyor beni sağolsun, dakikası bol hattının
bir şey olmaz, burada kalabilirler, diyor
yer sıkıntım yok
sen dönene kadar bakarım onlara
kendi günahlarımdan ayırmam
/
toza vuruyorum ellerimi
yüzüne sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
kollarına sürüyorum
toza vuruyorum ellerimi
dudaklarının çatlaklarını sıvıyorum
niyet ediyorum
susuz ve kıblesiz
/
uslu kalbim seni vakitsiz kılıyor
/
seni allaha veresim yok…

22,03,21

EN SON AĞZIM

“açmadı henüz ince penceresini suratımda
kaderin söze dönüşmüş bıçağı
işte bu yüzden en son ağzım bilecek”

ırmağın saydam yükü hafif gelir tüyleri düşlerine dikilmiş kuşa
vatoz çırpar kuyruğunu
arzuyu şahlandıran kamçıyı
süzülür kumsalların tarihi boyunca
dalgın huy sığ suların üstünde
işlenir bütün bu olanlar
elifba’ dan oluşan zamana
yazılanlardan daha kutsal bir kenar süsü gibi

“söz yitik aklını bulur bulmaz
sırtımda kısa kollu heceler
nasıl öyle sıcaktı ellerimiz oysa havalar doyasıya ısınmamıştı

01,03,21