KISA İŞLERİ YAŞAMANIN

Her şeyden esmer,
Göğe konunca açılsa da
Yıldızları gecenin/

Düşen yaprağı
Bulmalısın çabucak
Uyanmadan ağaç/

Öğrenmeliyim
Sol elle iş yapmayı
Yoksak biz eğer/

Gökyüzü mavi,
Çıkmalı gölgesinden
Huş ağacının/

Gülü bulmaya
Seninle gidelim mi
Kadife seziş/

Ihlamur kokar
Serpilirsen dilimde
Bütün sözlerim/

Çocuklar söktü
Bense yeni başladın
Okumaya baharı/

Bak gördüm seni
Saklansan da benden
Küçük kırlangıç/

Şu yeşil zeytin
Kapkara olacak mı
Gözlerin gibi/

29,08,20

DIONYSOS’ UN ATLARI

Eynif Ovası/Yılkı Atları

Dağların ardında koşuyor yankı atları
unutulmamış pişmanlıkların peşinde
Her gece aynı masada kahrediyor aptallığına Dionysos
Ah nasıl kaptırdım, diye dövünüyor, suyu şaraba çeviren küpümü İsa’nın tanrısına
Nicedir geçmiyor adım kutsal günlüklerde,
taş sunaklar kanlanmıyor kulların dilekleriyle
Ezdiğim üzüm,
çürüttüğüm kabuk
neşesi hadım edilmiş şenliklerde
buruk bir tat emzirdiğim sarhoşluk artık bana
Sıcak yanağını sevgilinin söküp aldılar göğsümden;
nasıl severdim oysa onu kalabalıklar içinden seçmeyi,
çiçekler yaratmayı yan  yana gelene kadar,
ağacın gölgesinde dönmeyi bir öpüşmek saati gibi fırıl fırıl

Koşuyor yankının atları
Koşuyor sesimin dünyayla çarpışan heyecanı
Yetişmek ne zor dörtnala acılarla geçen  şimdiye…

22,08,20

PALMİYELERİN RUHA KATMADIĞI ESENLİK YAHUT UNUTULUŞUMUZ

Herkesten gittiği gibi
ne kadar gidiyorsa herkesten
öyle gitti
üç beş kuruş parlamak için başkasının gözünde
öğrendik ki
bu filmde de en gâvur, en ışıklı yer rehincinin dükkânı
Böyle böyle anladık rüzgârda hışırdayan palmiyelerin ruha esenlik katmadığını
biz  karanlıkta sarhoşlar değildik
biçilmiş çimenlerdi çürürken dumanlayan gecenin aklını
Kalbimizi de dinledik
atıyordu pata küte, pata küte, pata küte
atmamış aslında hiçbir şeyi yavşak
silkeleyip kaldırmış yerli yerine
şöyle bir havasını değiştirip ,
tazeleyip
damarlarda biriktirmiş düşük yoğunluklu lipidlere yapıştırarak sürgüne gönderdiğimiz an/ı/ları
yavşak ki ne yavşak
sonrasında kopuş kaçınılmaz
ince damarın girişine kurulacak barikat
Halbuki ne gerek var böyle şeylere
biz  elleri, dudakları, memeleri, sözleri, omuz başlarını, parmak uçlarını, şarkıyı, öpülen avuç içlerini, yeni serilmiş yazlık örtülerin kokusunu unutan insanlar değildik
ah biz değildik karanlıktı sarhoş
zorla içirdiler bize gecenin işlerini
alıkoydu isimlerimizi kolluk düşleri
bi konamadık Themis’ in kefesine  olanca masumluğumuzla
Yoksa şimdiye çoktan yine bildiğimiz meyhanelere dökülmüştük
pankartlar üflüyorduk yüzlerimize har har
masa kapıyorduk pencere kenarından erkence gidip
bekliyorduk çoğalalım ki azalsın hesap
Böyle böyle öğrendik
yeniden adlandırabilir kendini kişi başkalarının terk edilişlerinde
kafa kağıtlarındaki şu malum bütün cibilliyetimizin depolandığı son model çipi hükümetin
haklanabilir aynı anda hep bir ağızdan okursak lanetli bir şiiri

herkesten gittiği gibi
ne kadar gidiyorsa herkesten
Öyle gitti bizden de
soğumuş kahvesini kibarca içtikten sonra
içinden bile söylenmeden
daha şimdiden o kadar mühim değildik…

08,08,20