TOMMİKS İLE İYİ KIZILDERİLİ

” Tüfeklerin sayısı buffaloları geçti. Ne kadar tüfek var, ne kadar buffalo kaldı? , diye sorma; sana net bir rakam veremem ama; bundan sonra rahat yaşamak istiyorsan bolca ateş suyu içmeli ve yirmiden sonra saymamaya çok dikkat etmelisin. ” , demişti Tommiks çadırlarımızı tekmeleyip ateşimizi söndürmeye ve totemimizin dibine işemeye ilk kez geldiği gece.

Şimdilerde koca obada 19 kişiyiz. Kıçımıza üçüncü belki de dördüncü kez tekmeyi basmaya geldiğinde karnına bıçağımı sokup deştiğim ve kafa derisini kemerime astığım Rahmetliyi’ de sayarsak 20.

Ha bir de ateş suyumuzu kendimiz yapıyoruz. Toprağı bol olsun Kanyakçı öğrettiydi ansızın ortadan kaybolmadan bir hafta kadar önce…

20,04,19

CAM KUŞ

Uçtu tepemizde.

Kırılmadı ya ışık kanatlarından geçerken, görünmez sandı kendini;

ama konmak istediği dala bakışındaki tohum düşmüştü toprağın yüzüne.

Bir kırışıklık aradı içinde yeşerip ifadesini belirginleştirecek.

Ah saydam kuş!

Uçarı göğsünü doldurdun günün ve gecenin yıldızlarıyla;

lakin bizdik seni yukarıda tutan

aşkın ve sarhoşken söylenenlerin pişmanlığından uzakta

Ah saydam kuş!

Ah aydınlıklar vazosu!

Peki, tamam! Sendin Süleyman’ ın sırça köşküne gökten inen ilk vahiy;

fakat ne çabuk unuttun biz olduğumuzu şafağın kuluçkasında büyürken kabuğunu sıcak tutanın

ve çatlattığında onu

kuyruğunu sarışın mızraklarla donatanın,

kulağına uçurumlar fısıldayanın…

15,04,19

Çağlaları tuzlayacak özlemim

8c1d5e9c-524e-43f9-89a5-1e19580e2b22-780-000000a6ee55bdc6

Ne ki turuncu tomurcuğu yağmurun değirmeninde çekilmiş sözler patlamış dudaklarımızda

uzun uzun sazlar büyüyor kuşlara baka baka

ufku seyrimize rüzgarını yetiştirmiş dirençli tellerde parlayan kıvrım kıvrım güneş

hele bir üç beş gün geçsin

yeşiller içinde saklı çağlaları tuzlayacak özlemim

suyun kuru yatağında yükselişine söylenecek türküler var

ne ki susmak şarkın büyük çıbanı

genzimizde sorgudan kaçmış harfler bitişiyor birbirine

öyleyse bütün dillerini öğrenmeli şarkın

kelebekler göçüp gitmiş

üstüne ay çırpıntısı damlalardan karanlık çekilmiş

taşlara kanla çentilmiş

– se bile

ölü ezgilerin

ne ki şimdi boş mezarları

kimseye sormadan kalkışmışlar

mutlu bir yanlışlığı öpmek, başka ağzın ıslağında hatırlamak için unutulanı

yaşamak için yeniden istedikleri şeyler olarak

uzun kollu bir maymun, bir arı, gümüş bir tespih, bir düdüklü tencere düdüğü, karanlık bir sokak olarak

dünyanın hep döndüğü ve

öldürdüğü yerde yine dimdik

ne ki asma yaprakları şimdiden şarap kokuyor

hiç böyle olmazdı bu mevsimde buralar

zeytinliğin ardında çoktan birikmeliydi tanrı çobanları sürülerin

oysa başıboş dolaşıyor keçiler kekik kokularının peşinde

kuzular analarını emiyor vakitsiz

ne ki ben tanrısız kalınca tahta putlara değil denize uzamış gölgeyi yontan ağaçlara tapıyorum

galiba sonuna geldik yaşanacak çağların

galiba bu çavlandan döküleceğiz bahara…

12,04,19