MY LOVE

Sana açılan şaraptan buğulanan sözlermişçesine açılmış kanatlarıyla kuş uçuyor

kıvırcık ve düz saçlarında uçuyor

kısa ve uzun saçlarında uçuyor

boyanmamış ve boyanmış saçlarında uçuyor

omuzlarına yahut göğsüme inmiş

yıkanmış yahut dumana bulanmış saçlarında uçuyor

Kuş uçuyor sevgilim kendisi de kuşmuş gökyüzünde

Varolmayı bırakmış uzak evrenlerin gönderdiği solgun ışık hüzmesinde

kuş uçuyor kendisi de kuşmuş gökyüzünde

Yontulmuş bir son olarak emekli tanrının ellerinde rüyalara paylaştırılacak yorgunluğuna doğru rüyayı arayarak uçuyor kendisi de kuşmuş gökyüzünde

Maviden mirasının içinde düşünerek bizden kaçtığı o günü

kuş uçuyor sevgilim

mülteci uçurtmaların yerleşkesinde…

28,12,19

BİR ARZU NESNESİ OLARAK

İstiyorum tüyce yalnızlığını içinde sen olmayan kendimi tam sevmeye başlamışken geç kalmış avuçlarınla döke saça getirdiğin

O tanrı gibi öleceğini bile bile yakıp ruhların ucunu vaatlerle ve korkularla ciğerlerine çekmeye tiryaki,

uzatıyorum dumansız alevine sözlerimi ve dudaklarımı

İstiyorum yeterince orman bulamayınca beni, yeşil kazağını geçirip sırtına odadan odaya yaprak yaprak gezinmeni

ve eşyanın dönen tabiatını çıkartıp kurutma makinasından sıcak ve yumuşak üstümüze sermeni

İstiyorum yavaş yavaş huylanırken gözlerimin sağrısı kavramanı ters giden şeyi

bulutların çarpışmasındaki

yağmurun eğimindeki

yanlış yerde biriken suyu

Ve bakışının çerçevesinde yuvarlanamayınca hüzünlü damla

İstiyorum pencereyi açmanı

yahut kediyi ortamıza koymanı…

18,12,19

KUYUYA DÜŞEN DÜŞ

İnecekken sırtına aklın çivili kamçısı aldım seni cellâdın elinden, kâlbe giden patikanın kenarına dikmeye götürdüm köklerin kurumamıştı henüz

Açınca beyaz tenli çiçeklerini, baharın diğer anlamlarından daha güzel görün diye fazladan çiy damlaları ekledim yapraklarına inançlı bir ruhun yalvarırken akıttığı gözyaşlarının anısına

Şehre inince — mecbûr da değildim— yükselip bir taşın üstünde hiç yazmadığın mektupları okudum basılmamış pullarla damgalattığın zarflarından çıkarıp kalabalıklara sevecen bir nihaventle besteleyerek

Sensizlikten ve senden uzakta uzun uzun düşündüm şimdilerde nasıl göründüğünü seni seven birisine; üzüyor muydu hâlâ pazar yerlerine ansızın kurulan çadırları satıcıların ve sirke sineklerinin çürüyen meyvelerden pupa yelken açılması gökyüzüne kimliksiz, vatansız

Öyle çok zaman oldu ki bu çılgınlığa gözlerimi kapayarak bir şeyler ummayalı, bilmem kaç dua koyup çıkardım sandığa reddedilmiş; yine de hâlâ vaatlerinle dolu ellerim ve bomboş verdiklerinle

Kış da geldi, kısalan günler gibi ağırkanlısındır mevsim geçişlerinde sen, beni gönderirdin yanında olsam, yel gibi gelen akşamdan kaçmayı bilen hızlı bacaklarımla, istençe karışan düşle aklına dolanan bacaklarımla, tırmanmayı-kaçmayı-ayak diremeyi dönüşen hayvanlardan öğrenen —hani o sönüveren öpücüklerin vardı ya üstelik başkalarıyla yolladığın— bacaklarımla gönderiverirdin değil mi?

Oysa ekmeğin tanrısı termiş, yorgun tene yapışan tozu dünyaya geri veren, sadece ter, damlayan ve silinen bazen başıbozuk mendille

Ne çok var, ne de yok artık

Anlaman lazım

Sevgilim,

alnımda kırışan eski bir heyecan bende gördüğün tanrı…

27,11,19

ÇOCUK TANRI

Yağmur yüklü bir bulut büktü kulaklarına

Şarkıların iç sesini çaldı

masala vuran kutsal parmakları

Cama dokunan damlanın tıpırtısında

uyutmak istermişçesine büyümeden önce son kez

o Çocuk

O tanrıyı…

17,11,19

ŞEYLERİ UNUTMAK

öyle işlemez şeyler/bulurlar birbirlerini/ anlamaksızın gittiğin uzağı/ daha büyük bir şeye dönüşürler unutmak zorunda kalacağın/ sen/ baka baka unutmalısın/ tam karşına alıp bakmalısın o şeye/ne ışığı söndürmeli/ ne perdeyi çekmeli/günyüzünle, apaydınlık/sır eklemeden/ düğüm atmadan/anlam yüklemeden/

belki bir damla şarabın keskin yanıyla yıkayıp boğazını/ ama kırmızı bir söz etmeden/ kan kusmadan/

yuvasını yıkmalısın dönüp gelecek umudun/ bulamayana dek aradığında eski kazağını üşüdüğün bir gece/ ve sonra hatırlayıp bir yoksula verdiğini/ ve sonra sevinip/ öylece unutmalısın gittiğini/

hep gibi değil/ hiç gibi…

14,11,19

TURŞULAR, ATLAR, ÇİVİLER

Aklım bir turşu kavanozu

Ara ara göz kapaklarımdan tuzlu suyunun fazlasını sızdırıyor basınçtan patlamamak için

Şarabın uykunun yakasını bıraktığı sularda

Gecenin halâ karasına çekiyorum bana kalan hatırasını aklıma takılanların

Uyanıyorum

Bir nalbant olarak bileğin kuvvetine teslim çekicine güvenen

Geçtiği yolun, taşıdığı yükün acısıyla yorgun, birbirine yanaşık atları aramaya

Elimde düş çiviler

Alaşım değil saf hayal

Düzlükleri bilen gem tutmaz at(a)larca işlenmiş zincirimin bir halkasına

Uykumda yürümek bağıra çağıra dünyanın köprüleri üstünde…

12,11,19

UNUTTUN

Çiçeği unuttun

Aşkın hüzünlü servetini

Bakışını o renklere

Başka bir geçmiş de yeşertebilen yaban tohumlar süzülüp gelecek boş saksına -toprağın hiçbir şey büyütmemişçesine bakir-

Paslı paslı ağlayarak sırtında akan nehir

Sızıyor demirden varlığına ürperen tüylerinin diplerinden

Sen şimdi delik deşik omurganla

Serin karanlıklarda, izbelerde, ıslak duvarlı mağaranda aylarca dinlenmiş makbul ve pahalı bir peynir gibi kokuyorsun

Ölü hayvanın

-kabul görmüş kurbanı peygamberin-

teninden mayalanmış şarabı unuttun

Sarhoşluğunu da

Uzat iliği çekilmiş kaburgadan mamûl kadehini

Onu sen filan yokken ta kalü beladan beri kendimde eskittiğim bir anlamla tazeleyeceğim

Sarhoşken varlığını hissettiren lanetli sözle

Savaş meydanında kul çaresizliği, insan derbederliği, bitmiş mühimmat yalnızlığı, kan kaybetme korkusu

Ucu kırılmış süngüler saçlarınmışçasına uzayan, birbirine dolanan sayısız ellerimde

Ruhuma batırdım hepsini

Ve Sana fırlatacağım teker teker

Öl

Öl

Öl/Sen

Ben yine bir kalayım

Ve başlangıç olayım kendime

Göçüp giderken bu dünya başka bir rüyanın heybesinde…

02/11/19

O’ DUR

Kim yaratmışsa bu güzel geceyi

Kim aklıma esen şarabı kadehime doldurmuşsa

Kim esirgemişse sevgilimi

O’dur benim tanrım

İster varlığıyla bütün boşluklarını doldursun evrenin

İsterse kollarını birleştirip göğsünde, ellerinde buğday başakları, taş bir puta yontsun kendini

O’dur benim tanrım

O’ dur gecenin kırışıklarını yıldızların sıcağıyla açan

Ve genişleten gözümün alabildiğini

İstemese de benden hiçbir şey

Kalkar gelirim başkasının cennetinden

Bir bahane bulup yahut bir elma yiyip

Yanmaya O’ nun eşsiz cehenneminde

Çünkü O’ dur benim tanrım…

20,10,19

JOKER FİLAN

Arzu eder misiniz çamurunuzdan yüzünüze yakışacak bir gülümseme de size incelteyim

Vaktiniz varsa şayet mutluluk duyarım yorgun ellerinizin altına serilince ruhunuzu yatıştıracak en münis, en pofuduk evcil hayvanı şapkamdan çıkartmaktan

Ve eklemlerinizin gün boyu birbirine sürtüp aşınan uçlarındaki sızıyla empati kurmaktan

Hatta şuralarda bir yerlerde emeklilikte taşınmak istediğiniz o şirin sahil kasabasındaki deniz gören taşınmazların ucuzdan pahalıya sıralı bir listesi olacaktı

Siz yudumlarken kokteylinizi hemencecik bulabilirim

Bedava bir hayal bu, demonte veriyorum siz evde kuruyorsunuz

Bir soytarı olarak gocunmam bütün bunlardan

Sadece bir yüz isterim yüzlerinizin ardından

Bir tanecik yüz yüzlercenizden…

14,10,19

ÇOK ŞÜKÜR

Hızlanınca tempo susuyorum

Ve geri dönüyorum nakaratta aralarına

Kimsenin gözüne kaçmadan bilinsin diye

ortaya hiç atmadan kendiliğimi

Oynuyorum halkanın kenarında

Parmaklarımda ses çıkarmayan şıkıdımlarla

Ama işkembecide “ Benimki bol taneli olsun!” diye höykürecek kadar özgüven bağışlamış aciz kuluna

Çok şükür Rabbim

Bin şükür Rabbim…

11,10,19