BİR İBRET VESİKALIĞI YAHUT SEN OLMADAN ASLA

32A8B71C-977D-47E3-82C2-2F60D5705AE5

Vesikalık çektirmeye gideceğim

dün gece neş’ eyle kepek sorunumu uzun uğraşlar sonucu hallettikten sonra bu sabah saçlarımı güzelce taradım – ayakkabılarım bile boyalı, bu konuda o derece ciddiyim-

her belgeye uyarlı biyomatriks bir fotoğraf istiyorum:

yapıştırıyorlar pasaporta hop duygudan yoksun bir diplomat

diplomada iddialı, aklının cidarları bilgiyle gergin

evlilik cüzdanında hafif mahcup, gizliden seksi, duyarlı bir baba adayı

bakınca ehliyete memur beyin tek gördüğü tebessümde küçük bir kayma her traştan sonra seksen derecelik susuz limon kolonyası sürmekten kaynaklı

neş’ eyle vesikalık çektirmeye gidiyorum

ortasına yol açılmış bir orman gibi tökezliyorum arada sırada, gözlerime uzun farlarını çakıyor hafriyat kamyonları/ annem şu ağacın dibinde, ben nasıl burada kilitli kaldım

içimde bir boş ağrısı/paraya kıyıp  bin ışık yılı yol alsam yine de yer kalır kışlıklara( özellikle barbunya ve közlenmiş patlıcanlara)

hah sonunda tekerlekli, yumuşak süngerinin üstü çakma deriyle kaplanmış bir  taburedeyim/ eskiden bunlar üç ayaklı ve tahtadandı/ daha kolaydı lake kaplı 3,5 ‘ a 4,5 bir kağıtta asılı kalmak ve kendini gerektiği yerde gerektiği kadar çoğaltmak

çırak kalın kadife perdenin arkasından bana, fotoğrafçı dijital dijital hep amcalara göstermeye zorlanmış her yeri façalı sıvı kesme kristal ekrana, ben kaypak gülümsememle beraber beni de içine çekecek karanlık bir deliğe bakıyorum

–  Eveeet, çekiyorum, çekiyoruuum, çeeektim!

– Aman Allah çektirmesin, kalkabilir miyim?

dışarıdayım

canım sinemaya gitmek istiyor

içimde iki yirmilik dişini de aynı gün çektirmiş morfin sallamayan bir ağzın boş ağrısı

küçük salonun arka sırasının ortasındaki çiftli koltukta Neş’ eyle ışıklar sönsün diye bekliyoruz…

20,09,18

TATOOINE

872437A2-8147-4270-BE68-82C530745736

Tanımlanamayan bir cisim yaklaşıyor

Parmaklarından, saçlarından hemen okunmazsa akarken birbirine karışacak harflerle dolu sayfalar süzülüyor

ben ve Kara Köpek ıslağız, terliyiz, suyu sevmiyoruz, dalgalardan ürküyoruz

ince kumdan ve ölü deniz canlılarının tozundan mamul bir zırhla koruyoruz kendimizi

ama gözlerimiz Aşil’in ayak bileği Vuruluyoruz

ezilmiş kola kutularının, dibine kadar çekilmiş izmaritlerin, dün yenmiş ekmek arası tavuk döner kokularının üstüne yığılıyoruz

tanımlanamayan bir cisim yaklaşıyor

başka yerçekimlerinde öğrenmiş yürümeyi

daha hafif, daha uçmaklı adımlarına tezat hayli ağır çekiciliği

Kara Köpek ve ben öyle çok korkuyoruz ki

insan olmak için düşürmeseydim iki bacağımın arasındaydı şimdi benim de kuyruğum

Öyle çok korkuyoruz ki

ölemiyoruz

ödümüz şaşırıp kalmış

üstüne basılmış çubuk kraker gibi un ufak

Dağılmışız

Yaklaşıyor

elindeki havlu

kıyıma ayarlanmış bir lazer silahı

artık bize her yer Tatooine

dökülmüş sayfalar buhurdanıyor öğle sıcağında 

Sahil

baltası civalı mürekkebe bulanmış  Raskolnikov kokuyor…

24,09,18

 

Attachment.png

SİZE ÜŞÜMEK

7F1B7B64-CC9F-44BC-AE4B-88CE27EE4541.jpeg

İki gün daha üşüyelim sonra siz geliniz

şarabın mantarını koklar gibi dinleriz yolculuğunuza dair hikayeleri

Biz de o kavşaktaki uzun ışıkta doksandokuzdan geriye sayarken nicedir beklediğinizi bildiğimiz filmin reklam panolarına asılmış afişini görünce nasıl sevindiğimizden bahsederiz

İki gün daha üşüyelim sonra siz geliniz

tepemizde kural bilmez gök tanımaz bu taş parlarken sizinle belki layıkıyla ilgilenemeyiz

çay çökmez, kahve köpürmez, et pişmez

herkesin eli işte gözü oynaşta

yol kenarlarında sincapsız at kestaneleri büyümekte

sırma kürklü uzun kuyruklu çapkın tilkiler inlerinden çıkmış yolunuzu gözlemektedir

“Ya ovada?”, derseniz sudan sebeplerle çökmekte toprak

dev canavarlar gömülmek için obrukların başında sıraya geçmektedir

bizimse hiç fatura kuyruğuna girmemiş kalbimiz beklerken sizi nasıl atacağını kestirememekte

İki gün daha üşüyelim sonra siz geliniz

Kavuşmanın hasadına bilenen kollarımız izin verin atsın fuzuli yükünü sizsiz geçen zamanın o ana dek

yürürlükten kalksın size dair olmayan sorumluluklardan kaçmanın cezası

İki gün daha üşüyelim sonra geliniz

Üşüyelim, çekilsin bütün kanımız size doğru

Çekilsin aramızdan ayın kendine kattığı deniz…

19,09,18

ALIÇ

2D0488BF-CB97-47FC-B2FF-94770CAD5C78

öyle çok diledim ki

zamanında gelmiş güzün saç bağını çözmeyi

ömrü uzadı hayvanların 

torununun torununu görecek kadar

işte budur onların cennete girme hikayesi

hep bir güz olarak körlüğümün binbir rengiyle bezeli köşküne 

böylece yerleştiler

bizimse ceplerimizdeki alıçlarla daha mayhoş bir tadı var artık hayatımızın

ipe dizilerek yaşayacak olmanın primine paha biçilemez güvencesi

diz vermeyen pantullarımız,ütüsü bozulmayan eteklerimiz kıçlarımızda

hatlarımız belli hatalarımız sır

kibiri haklı olup alttan almanın kavgada

bizi her yaz güzel bir yerlere götürür…

17,09,18

KENDİNİ BİZE BÖLÜŞTÜREN PORTAKAL

closeup photo of round green fruit

Photo by Anderson Guerra on Pexels.com

Kendini bize bölüştüren bir portakal var ağaçta

Öbürlerini değil ama O’ nu çiçekliğinden beri tanırım

En iyi annemlerin zemin kattaki balkonundan bakınca görüyorum O’ nu

Daha küçük ve yeşilken daha da, buradan bakınca ağaca tutunduğu yerin hafifçe sağında, gelip O’ na çarpmış bir dolu tanesinin izi var 

sanki yaşadıkça büyüyen bu kara et beni O’ nu diğerlerinden iyice ayırıyor

iyice bambaşka bir portakal oluyor yarasına yarasıyla direnen yanıyla

O tutundukça en kalın en yeşil damarıyla ağacın yapraklardan seçilmez gövdesine 

zamanla içimdeki koptu kopacak korkusu da azaldı 

hatta poyrazın alıp klarneti eline uşşak peşrevine başladığı  zamanlarda bile bacak bacak üstüne atıp çimenlere serdiğim sandalyede hüpürdete hüpürdete çayımı içiyorum…

14,09,18

TEKİR TAVA, ONAR MİDYE

12FBE4B6-2365-45B4-8B64-16837FDE47F8

Arkadaşım rakı söylemiş

Ben seni söylemişim

Kavun peynir söylemişim

Ortaya bir porsiyon tekir söylemiş arkadaşım

Ben sevdiğin bir şarkıyı söylemişim

İnce belli bardakta sular ağartmışız

Mardinli midyeciden onar midye açtırmışız

Surlarımda gedikler açmış sarhoşluk

Sen içime sızmışsın ben sızmadan önce

Ben sızmadan önce aklıma gelmişsin 

Son dolmuşa binip Kadiköy’ den Bakırköy’ e nasıl gideceğimi düşünmeyi bırakıp seni düşünmüşüm

Esmerliğini, ayak bileğini, kediyi okşayışını, sana güzel bir laf etmeyi düşünmüşüm

“Yirmi liradan bir kişi “ derken bitmiş dilimin pili

dönmeyi bırakmış anlayacağın lisanlarda

Arkadaşım rakı söylemiş

Neremle içtiysem artık perperişan olmuşum

Bütün gece midemde bir burgaç

Çarşamba pazarında bir aşağı bir yukarı sana incir aramışım…

13,09,18

 

bir gülüşü beklerken

690A10AC-065B-4235-9A01-1C61A29D7441

Bulutlara çekiliyor sisli gülüşleri

Bahçeye iliştirilmiş güvercin kümesinde hiç çırpılmadan körelmiş bir çift kanat sesi, yarım defterler, paslı tel dolapları, kalayı kaçmış kuşaneler, kitabesini boyayınca bizim olacak sandığımız Ermeni evleri

Kalanlara bakılınca görülüyor biziz kalıntı

Bundan gocunmayacak kadar unutkanız  yalnızca

birbirimizi görünce çay içerken, tezgahları dolaşırken, hafta sonları barajın kapakları açıldığında neşeyle akan derenin üstündeki aslına uygun restore edilmiş köprüden geçerken

birlikte unutunca bir bakışın eksildiğini, bir serçenin, aşık liselinin sırasına kazıdığı adın, hep aynı sokaktan geçerek eve dönen adamın

Dik duruyor sanıyoruz yanılmış izdihamlara yaslanmış bedenimizi

Suyun üstünde milyon yağ damlacığı birbirine dokundukça lehimlenip büyüyor, ışığı kırıyor, kemikleri kırıyor, sözleri kırıyor

Sahte bir gökkuşağı kaplıyor caddeleri; yer bırakmıyor -duvarların dibinde bile- çalınmış tebessümlerini bekleyenlere…

10,09,19