PARŞÖMEN

B70AEC9D-012F-4738-A725-BC9488250FF7

Yuvarlanan  bir taşın sırtından inmiş dalgaların mavi yeşil kırışıklıkları, denize dik uzanan dağların huyları var onda

Çabucak suya sokulan ayakların serin  gövdelere dinlettiği bu ürperti kalmayacak yanımızda pek fazla belli

Çekti içine dala konan kuşun verdiği soluğu

Tohumunu uçuran yaprağa tutunup gidecek

Başkaca bir dile çevrilemez onun okuduğu şiir, söylediği türkü, çiğnediği lokma

yaşadığımız takvimin arkasındaki düzlüğe sığmaz kıssadan hisseleri

Etimize bastırılmış parmağını kaldırınca yavaş yavaş yükselecek tenimiz eski unutkan karanlığına

Acıktıkça başka bir şehri yiyeceğiz deniz manzaralı apartmanlarından başlayarak

Çocuklar başka iklimlerin ağaçlarını çizmek zorunda kalacak resim dersinde geyik derisinden parşömenlere

Islanıp kuruyacak iri çakıllara serilmiş tropik desenli havlular

Islanıp kuruyacak

Islanıp kuruyacak

Bütün sular çekilecek

Bütün tekneler karaya oturacak

Biliyorum hep böyle olur nemli gecelerde sol ayak bileğim sızlarsa…

26.08.18

TMO

EFB7B11E-A7EC-4B2D-AEAA-5B3D85474720

Evleri birbirinden uzakta 

tohumları karışacak denli yakın tarlaları dip dibe

köylerden birindeyim

harman zamanı cami önü kalabalık, çift römorklu traktörler, her taraf toz duman

işten kaçmışım

Kanatlarını poyrazın yonttuğu kuşlar bilmeye gitmişim

Bekçi’ nin elmalara, hiç görmediğim bağların şarabına dadanmışım

Taş bulup badem kırıyorum 

Sarhoş olup düş kuruyorum

Koynumda kaçak müteahhitlerin terkettiği binaların sıvasız boşlukları

Sanki herkesin bundan bir önceki sevgilisi olmayı icat etmişim

yokluk zamanlarında hünerlerime başvurulmuş ve ismi hep -e neydi? ’ lerden sonra bulunmuş

Baktıkça dünyaya yeşil boylu, sarı püsküllü jandarmalar eklemişler çehreme

Teklifsiz dalmışım dört senedir mısır eken dayı oğlunun uykusuna

bu sene çok para edecek, deyip sevinmişim

doldurmuşum ofisin göğü delen silolarını sacdan karnı patlayana dek

Ağzımda acı badem, ekşi elma, yitik düş…

17.08.18

BKNZ

50363DFC-43AA-4BD1-B6A0-55A00E55D25A

suların yeraltına kaçıştığı çatlaklara baktım

parasını gerçekleyen kalpazanın hep koştuğu gazinoya

karı-koca kavgalarına

diriler biriktiren kıymetli taşların semtine    bile

bulamadım

her yeri aradım diyemem

büyük bir lokma her yer

hele de benim için

ama hazır uçuşuyorken eteklerin altına bir göz attım

açık çekmecelere, yan koltukta unutulmuş cüzdanın gizli ceplerine: oralarda evli erkeklerin bir şekilde ele geçirdikleri eski aşklarına dair şeyler olur genelde:fotoğraflar, biletler, benim kadar eskiysen önünde bir şehir simgesiyle başlayan telefon numaraları vb.

ha bir de aceleden iyice kapatılamayan perdelerin arasından sızan şehvetli sergilere

yalan yok

oradaydı da yoksa ben mi göremedim

-orası da cennet değilse gidilmez be-

yine de son gayretimi bölüştürerek diğer benlerime

kalktım aşırı pahalı bir son dakika biletiyle İstanbul’ a gittim

Kadıköy’ de maç çıkışına

mesai bitimi iskeleye, muhtelif metro ve metrobüs duraklarına

yasaklanmış rengarenk mitinglere bile gittim

göz yaşartıcı, duygusal bir deneyimdi

bulamadım

evlerime dağıldım

yeterince ufalanmış ve küçülmüş

yazık lan bana

böyle kocaman, pofur pofur kabardı içim

fırınına kızmış lavaş misali

(acıkıyorum; Urfa’ yla Adana arasındaki bütün coğrafyaya talibim)

etrafta kendine küfür arayan şu çocuk olmasaydı

bir kedi, içindekilerinin çoğu petrol türevi bir reenkarnasyon kutusu, kulağı yeşil küpeli şık bir köpek olsaydı

aklımın tineri inceltmezdi ağzımın serseriliğini

bknz: amk…

01,08,18