gün kimin?

550-images

gagasındaki yüzüğü suya dokunan kuşun günü değil bu gün

yılların tozu üstünde mantarından sıkılmış şarabın

çıplak uyuyan aşıkların

pencerenin önünde esneyen mavi gözlü kedinin

çayırlara uzanmış bulut sayan çocuğun değil

yorgun terini rüzgara sermiş ırgatın günü değil bu gün

ağındaki yarayı onaran denizi karısından iyi bilir balıkçının

nefesi kuvvetli koca yanaklı zurnacıların

kanında koşuşan cinlere uymuş sokaklarda şarkılar söyleyen sarhoşun değil

duvarlarından çiçekler taşan bahçelerin arasında dolaşmanın günü değil bu gün

defne yaprağı ve içi fıstıklı kozalaklar toplamanın

taklacı güvercinleri göğe fırlatmanın

eve gitmeyi unuttum deyip uyku kokan bir vagona son dakkada kendini atmanın  değil

Buharlaşan damlanın kabuğunda an be an kayıplara karışan gök kuşağı bu gün

kırmızısı hayal meyal aklımda…

27,06,18

SERKİSOF

saat

Suyun tılsımı zamanda işliyor
kollardan, duvarlardan, meydanlara dikilmiş hayrat kulelerinden, ince cidarlı dar boğazlardan tıkır tıkır akıyor
Göçerken iki hayat, iki bahçe, iki şehir, iki mevsim arasında kamburunda yüküyle
Ezilen ot dikiliyor ayağa
taş kıyıya tutunuyor
levhalar, mezar taşları serpiliyor boy boy
Yasaların kararsız hükümleri karıştırıyor aklımızı
kimin malı kime kalacak fırtınalı bir akşamda ölürsek
kimin yasını tutacak dizlerimizi döven el
Valensiya portakaldan meridyenleri dilim dilim ayırırken daha kolaydı günleri ölçmek, pusulanın hangi harfine koşacağımızı bilivermek hep yaşamak için pek sulu ve lezzetliydi
ve ben
kara önlüğümün yakalığını Leyla’ ya ilikletmeyi düşlerken durup bana baktı sanki son nefesinde ciğerlerimi dumana boğarak  dedemin yelek cebine zincirlenmiş tek gözlü Serkisof…

18,06,18

AMA MAÇ ÇOK HEYECANLIYDI SEVGİLİM

20111210_OBP001_0

evde buluşmadık bu iyi değil
öpüşmedik
el ele tutuşmadık
oturur oturmaz , yağmur ve Sen konuşmaya
bank, ben ve Kurtuluş Parkı’ ndaki ağaçlar ıslanmaya başladık
bu da iyi değil
kuş kestane yaprağının altına girip kurtardı kendini
tam karşımızdaki üstü kapalı halı sahada çubuklu Fener
formasıyla büyüdükçe kumrallaşmış lakin doğumunda basbayağı  sarışın olduğu çekmecedeki fotoğraflardan kolayca tespit edilebilecek bir oğlan ceza sahasına sol çaprazdan giriverdi
tazecik plasesiyle topu ağlarla buluşturdu
işte bira içip çekirdek çitlememin tam zamanı -ydı da
Sen ve yağmur iri damlalarla konuşuyordunuz
kuş bizi dikizliyordu
bu hiç iyi değil
ben artık Sen’i dinliyor gibi bile yapamıyordum, maç çok heyecanlıydı
içimden Fener formalı oğlana
sağa kaç, diyordum
pas ver, adamını tut, helal lan sana, diyordum
Sen de bütün dışındanlığınla eşşek kadar bir ‘’Ve’’ dedin dikkatimin ancak çok ama çok zorlanınca çalışan düğmesine vicdansızca bastırarak
‘’Ve’’
‘’Ve’’
‘’Ve’’
öyle çok ‘’Ve ‘’ dedin ki
silindi ‘’Ve’’ lerin arasında söylenenler
amma çok ‘’Ve’’ yağdı dedim içimden
içimize işledi ‘’Ve’’ ler
sanki boğazında karalar bağlamış sendikasız bir asansör gırtlağındaki madenden iç güvenliğimi hiçe sayarak günde üç vardiya kazılıp çıkarılan ‘’Ve’’ cevherini durmaksızın kulaklarıma taşıyordu
Allah var boynun, boğazın, gırtlağın güzeldi
ama öpüşmemiştik
sevişmemiştik
boşa giden bir şeydi boynun
sıyrılmamış bir tabak
durduğu yerde soğuyan bir bardak çay demişken: hala bira içesim vardı vallahi bak, çekirdek çitleyesim geçmişti ama
şimdi gözümün ucuyla bir yandan Fener formalı oğlanı seyrediyordum bir yandan da Sen’e çaktırmadan sarı ışıklı bankamatikten para çekip tekel bayisine gitmeyi düşlüyorum
yağmur durur gibi yapıp tekrar hızlandı
kalkalım mı oldun
endişeli bir haleti ruhiyeydin
güzü gelmiş yeşiller gibi sararıp titriyordun
çünkü evin artık benim bildiğim bütün semtlere uzaktı
Kolej durağından ankaraya binip aktarma yapılarak gidilen yerlerden mesela Batıkent’ ten daha uzaktı
benimse üzerinde bilmem ne mensucat yazan poşete koyduğu battaniyesiyle dolaşan arkadaşlarım vardı
bütün mahallelerde uyurduk
bütün sofralarda yer, içer, sarhoş olur, ayılır, bizi misafir edenlerin kitaplarını çalardık
kalkamadım da diyebiliriz, kalkmadım da
maç devam ediyordu zira
bizim oğlanın (oralı olmasa da ) defansa gelmesi gerekiyordu
benim bile koşarak gidip kornerden önce direk dibini almam gerekebilirdi
nihayetinde söyleyecek bir şeyi, teğelleyecek iki lafı kalmamış bir ‘’Ve’’ olarak kalktın, bana sırtını dönüp gittin
bankamatiğin sarı ışıkları bacaklarının arasından geçtikçe daha inceydi, daha da uzundu, kalçaların bankta bıraktığı kuru izinden uzaklaştıkça daha daha da arzulanıyordu
param olsa işi gücü bırakır şurada yaşardım bir yer oluyordun lambalardan karşı kıyıya geçerken, aramıza asfaltı eze eze adımlar, evrekalar yerleştirirken
kavisli bir orta geldi, kütük gibi bir çocuk olan siniriyle kafa attı topcağıza
bizim süzük kalecinin hassiktir bakışlarını geçti ağır çekim ve oldukça geoid
neyseki direkten dönüp kucağına düştü
eliyle topu ileriye fırlatıp tellere sıkıştırdığı cigarasından derin bir oh çekti
ben, bank, kuş ve Sen’ den dökülen ‘’Ve’’ ler Kurtuluş Parkı’ nda ıslak oturuyorduk
Fener formalı oğlanın takımı 5-3 öndeydi ama rakip bastırıyordu…

12,06,18