Yorgun Şeytan

Ah bu yorgun şeytanla

oturmuş içiyoruz

İşlemek için en kolay günahları seçiyoruz

yalan söylüyoruz mesela telefonda

-hala işteyiz-

karşı masanın dedikodusunu yapıyoruz

kız çok güzel, oğlan pek çirkin

yarısını tırtıklayıp mezenin

olmamış deyip geri gönderiyoruz

Sahi kimin bu yorgun şeytan

bir de oturmuş içiyoruz

yok, mümkün değil benim olamaz

Aslandır benim şeytanım

yorulmaz.

23,08,2017

 

 

 

Düşük Bir Omuzun Hikayesidir

Güneş de toprağa düşer

ayağı tökezleyen çocuk da

güz yaprakları zaten klasik

Ben başın omuzuma düşsün isterim

orada kalsın

kendi ağırlığınca oysun orayı

kendi kıvrımınca şekillendirsin

Çünkü bir yeri olsun isterim gece kuşlarının

şarapçının yarım kalan şişesini saklayacağı bir kovuğu

kaçmaktan yorulan köpek sığınsın isterim

başının omuzuma verdiği açıya

 

Omuzum

bir yastık kadar yumuşak değildir bilirim

bir yatak kadar geniş değildir

içine kapanık bir omuzdur

huyları gariptir

lakin sana aşıktır

yanağınla arasına giren pamuklu kumaş eriyip bitsin ister

Büyük yüktür omuzuma sensizlik

Sana yer açmak için silkeler durur dünyayı

kayaya tüneyen mercan gibi

tutunmak ister varlığının yarattığı heyecana

bir damla ışık bile sızmasın diye aranızdan

işaretli zamanlarda dua da eder mahallenin tanrısına.

18,08,2017

 

İki nokta arasında

Bir şey

İnce ve uzun

—ben değilim—

Kırk günlük çilesinden dervişin

eğirilmiş ip gibi

dokunsak ağlar diye

dokumuyoruz

Sırtımızın kamburundan mı başlıyor

belimizin çukurunda mı bitiyor

yoksa tam tersi mi

Şşşşt sakın ha

O, iki nokta arasında

E öyleyse madem biz karışmayalım.

Burası en kısa yolsa ücretlidir zaten

biz tepelere saralım yine

manzaramız yeşil olsun

 

Bir saç gibi kökünden kopmadan uzamalı yol

kaybolmaz böylece diyor

arkalardan biri

başımı sol omzumun üstünden arkaya doğru çevirip bakıyorum

az daha yüksekte olsak

eşkıya bu adam, yola çıkılmaz böylesiyle derim

öte yandan parkası aşırı mavi

sanki annesi çağırsa

hemen dönecekmiş gibi geri…

15,08,2017

 

 

 

 

SKY’ IN SEYİR DEFTERİ- 4. GÜN

     Bazen bir şeyler hissedersiniz. Mama kabınızdaki son kırıntıları yemiş, bir kaç yudum su içmiş, serin eşiğe serilmiş pofuduk minderinize yatıp kısa bir şekerlemeye hazırlanırken, pek de size ait değilmiş gibi bir duygu sizi ürperti verir.

     Tıpkı bugünkü gibi: Nasıl anlatsam? İçinden geçilen bir şey gibi — senin içinden geçen ya da içinden geçtiğin —anlayışınızı kısıtlayan, duyularınızı sığlaştıran… Yine de yuvarlanıp gelen bu topa kayıtsız kalamadım, peşine düştüm. Sanki o da kendisinden kaçan birisini yakalayıp ona kendi istenmezliğini ulamak istiyordu. Bu karşılıksız aşk kovalamacasında pati avantajıyla elbette ilk ben yakaladım avımı. Ona sımsıkı sarıldım ama bu sarılış beraberinde sahip olmanın bahşettiği özgüveni ya da kabarık, parlak ve muhteşem kürkümün altındaki asil ruhumu mest eden bir kavrayışı getirmedi. Beni istemedi, o da kendi pençelerini çıkardı, canımı yakarak hızla uzaklaştı benden. Tekrar peşine düşecek cesareti kendimde bulamadım.İki tarafında çınarların dallarını birbirine doladığı herkese kendi gölgesinin kuytuluğunu unutturacak kadar koyu gölgelerle dolu bir yolda yürürken buldum kendimi. Uzaktan uzun süredir görmediğimiz bir dostu görüp selam verdiğimiz ve ama yaklaştıkça yanıldığımızı anlayıp boş bir bakış ve utanca bulanmış hayal kırıklığıyla baş başa kaldığımız  o anı da yaşayıverdim, sevgililerin el ele tutuşup öpüşecek daha da koyu gölgeler aradıkları o yolda.

     Bir şeyi kokladım sanki. Lakin bu kadının hızlıca kapıdan girerken arkasında bıraktığı henüz tazeliğini yitirmemiş kokusu değildi. Daha çok dostlarla bir balıkçı meyhanesinde geçirilen keyifli bir akşamdan evinize dönerken üzerinize sinen kızarmış balığın, tütünün ve alkolün kokusuydu. Sohbetin en keyifli yerinde sevgilisine yaranmak için durduk yere sizi iğneleyen arkadaşınıza veremediğiniz o tumturaklı cevabın, bir türlü ”aman, neyse boş ver” e dönüşemeyen ”keşke” lerinizin kokusuydu. Eskidikçe tadı olgunlaşan bir peynirin dolabın arkasında unutulup fazla eskitildiği için yaymaya başladığı o keskin kokuydu. Ama en çok küçük bir çocukken annenizin kızacağını sandığınız için ucunu dişlemeye çekindiğiniz sıcak ekmeğin kokusuydu.

    İncecik bir sızıntı şeklinde hala akıyor o duygu benden. Görmek isterseniz dikkatlice sol göğüs kafesimin ortasına bakın. Eğer göremezseniz ellerinizle tüylerimi biraz aralayın. Sakın korkmayın. Yeterince kibar olursanız sizi asla ısırmam.

10,08,2017