kupon yattı

Çok yürekli at koşuyor
ama yanlış kuponda
çatlatarak her bir yüreğini teker teker
sırtında hafif bir ölüm
bize ağır gelen

şu kendi içine kıvrılıp uyuyan sokakta
şu ay ışığından hız almış akşamda
şaraptır tasımızdaki, kırmızısını suyla açtığımız
ya da şaraptır, kırmızısına hiç dokunmadığımız
bir sulhümüz vardı sizinle
kötü bağlanmış şeyler gibi çözüldü
kayıp gitti elimizden

sırtında hafif bir ölüm
bize ağır gelen…

gecenin işleri

gecenin kıyıcıları gelecek sevgilim
hazırlan
sana baktığım gözlerimi veriyorum
sana koştuğum bacaklarımı veriyorum
sana seslendiğim isminin meşhur seslerini veriyorum
sana sarıldığım kollarımı ve ucuna iliklenmiş ellerimi veriyorum; tut bir tarağı, ıslat
ormanın üstüne çöken sisi geriye yatır
şimdi biraz daha mı yakışıklı sanki ne
daha iyi seçiliyor yüzünde karanlık
nasıl başlasaydım söze ki masal olsaydı anlatılan
varlığın ve yokluğun içinde
illaki bir evvel zaman
başlayacak gecenin işleri
ölmüş kuşlar dallardan kalkıp mezarlarına konacak
bütün kâfir saatlerin defterlerinde aynı sevecen günah
bize sorsalardı ayıp demezdik
yazılıp çizilenlere
size ne; duvarların kendi tanrıları var derdik
gecikse de insan bazen hatırasına
bekler herkes gittiğinde bile beyaz badananın üzerinde sprey bir motif
oradaymışsın gibi
anlatır gecenin işlerini
sana bulutları dinleyen kulaklarımı veriyorum
yumuşak huylu kalemin harfleri yan yana dizerken çıkardığı sesi…

EVİMİZE GİDELİM

neden dışarıdayız
evimize gidelim
bütün ağaçlarda hafiflediyse güz
suçu yok evimizin
evimize gidelim


ama bak
eğimsiz bir yağmur yağıyor
camlara dokunmadan


belki de evler açısına uydu bulutların
bütün şiirlerde hafiflediyse güz
evimize gidelim
kadeh kaldıralım
terk edilmiş kuralları şerefine fiziğin ve trigonometrinin…

ÖLÜM YILDIZI

ölü yıldız ışıyor
suyun ve bilincin karanlığında
ölü yıldız
sinek kapanı
önce kanatlarda cızırdıyor
batıl müzik çekmeyen radyomuz gibi
altı ayakta tutuşuyor
incelikler  yanıyor çabuk çabuk
hızlı terkediyor gövdeyi zamanın aletleri
ölü yıldız ışıyor
dilsiz siren
kendine çekiyor kanat seslerini
güz geliyor
ve beğendiğimiz heceyi bulunca
ağzımızda daha uzun kokuyor rakı
şimdi değilse de az günler sonra dona çekecek tam da bu gece
ölü yıldız
sonsuz vampir
bilenmiş çayırlarda
bileğinde pırıl pırıl kesikler
uyuyacak
yavaşça gömülecek rüyasına
ölü yıldız
geride kalmış akşamın mumu
ne güzel titriyorsun
ne güzel tütüyorsun burnumda

YUMRUK

Unutulmuş sözün ağırlığı akılda durmaktadır
Ve o sözle ihanet edilir çok zaman
Unutmak bunun için vardır
Her gün geçilir oradan
Herkesin olan o boşluktan
Birbirine dokunmaya çalışan omuzları ayırır betondan evrilen çevik dikenler
Ve gözyaşı bombaların içinde bunun için vardır
Hatırlamakla başlar kavga
yumruğun sıkıldığını
Ve boşa gevşediğini parmakların
Her aşk başka bir aşka garezle başlar
Her aşk önceki öpüşmelerin hasatıdır
Her aşk boyundan büyük bir sözü unutmakla başlar
Bir tevbenin bozulduğunu duyar yedi kat gök kubbede yedi bin tanrı
Her aşk çaresiz bir tanrının kendini öldüremeyişiyle başlar…

FOÇA’ DA GÜNBATIMI

Muhsine Doğan’a…

Günlerin adamdan sayıldığı bir takvimde belki adın Perşembe
denize yakın evinde odadan odaya gezinmektesin
mutfak dolabının kapağını açtın
rakına göklerden bardak indirmektesin
kedi masanın altındaki alaca günde uyuyor
balkondaki sandalyeye oturuşuna göre deniz sol yanında
bir ada güneşin kuyruğuna yapışmış kendini geceden uzağa çekmekte
milyon balık
milyon pul
milyon parıltı
ah özgürlük
dönüştürülmüş yalnızlığım
tenha mabetlerde edilmiş unutulmuş duam
ilk cigarası paketin
ilk yudumu kadehin
sabahtan bu yana ilk kez  gördüğüm sevgili…

Yeryüzü Taşkını

çoklar tarumar etti arzunun sisiyle büyüyen düş bahçelerini
kapanmaz yaralar vurdu ağzıma
gıybet bandosunun çaldığı güç marşları
kalbim eksilerek atıyor
tuttuğu eli yoran bir el gibi

ah direnecekti ama söylenmedi söz
ah kalpte esenlikti söz
ah taşı fırlatacaktı söz
ah bağladılar önce 
sonra bağışladık, dediler; bak bize bir bak hele nasıl da yüce gönüllüyüz
ama hiç de bırakmadılar
ki  dile gelsin
söndürülmüş sulardan türetilmiş
kelepçeler bağladılar ayak bileklerine
sanki günahtı söz

koynunda olsaydım
anlardım boynunun çiçeklerinin
karanlıkta gizlenen rengini
şiirlerimi yamardın-çünkü yırtılırken çıkıyor sadece sesim ama sonra yine birleşmeliyim kendimle seninle yaşamak için-
harfini heceme katarak
yaralarımdan üstümüze yorgan dikerdin
pilini değiştirirdin yeşil seramik saatin
zamanı bizden yana tazelerdin
boynunun çiçeklerini sulardım
boyuna boynuna dizilmiş çelenkleri

ah söylenmiyor söz
korkarım yitecek
ne diyecek halkın gözlerimize bakan bebesi
yırtılmış ve başka bir dille yapıştırılmış adının karşısına atarken imzasını
her gece sevmek sırası ona gelince
korkarak taşıdığı anlamdan

TANRILIĞA GİRİŞ-I

böyle sıcak gecelerde eriyen yıldızlardan damlayan anlarda alırız içindeki ya da içinde durduğu  hiçliği doldurmak için yaratan ve yaratan tanrıların gayretinin tadını biz bütün hiçlerimizi boş bırakmış kâfirler
bir dua bile bilmeyiz
dileklerimiz şarkılardadır
istemeyiz başkasının boşluğunda ahkâm kesmeyi
sevdiğimiz yemişler Dünya’dadır…

06,07,21

İSİMSİZLER

kedi kucağıma tırmanır
tırnaklar uzun
kuyruk kısa
gelmez gece gecelik giymezsen bu gece de
uykusuz rüyalardan
kestirmeden

/


yardım istiyorum hiç sayıyorlar
anlattım  ecele bakışımla derdimi
ergen sesim gecikmiş cesedine
yağmura tanıtıyor kendini ve bazı mevsim şarkılarıyla oyalanıyor
çatlayarak

/

akıyor şarap
hayâlden rüyaya
insan ilk kimin oğlu ki bu kadar şaşkın
evriliyor, devriliyor, sivriliyor
olmak uğruna
senden korkuyor
kanundan korkuyor
babasından korkuyor
led ampullü çakarlardan korkuyor

/

sesim hüzünlü bir siren
dur diyor
kenara çek söyleyeceklerini insanlık namına
ve geçip gidene kadar ben bekle
yol aç
son nefesine gecikenlere

/…

27,06,21

ZAMANIN SOYUNDAN DEĞİLSİN SEN


zamanın soyundan değilsin sen
çalıntı bir ateş değilsin tanrıların kapımıza bıraktığı
bütün eskilere karşı diri her şeyin, her yerin
gökyüzü çarmıhlarına asılı
dualar ve tesbih taneleri gibi de değilsin
öne arkaya tekrar ede dursun kendini müminat
sen her gün başka kokuyorsun aynı gülde

ve hiç biri güzel de değil
ölü çocuklara annelerin söylediği
ninniler kadar
sana diyeyim mi
en iyi yolu bu kötü bir şeyi unutmamanın
acıyı bilenin şarkısını onun ağzından dinlemek
hatırlamak gölgesiz yolların güneşini
kumral şiiri yanık tende
geride bırakılmış yurtların yürek kazıntısını
yürüdükçe nasıra dönüşen hatırayı

anlatalım
vatansız belleğimizi inşa edelim
güzel bir rüya ne kadar iyileştirir gündüz bile karanlık yarayı
yıkılmış kentlerden kaçmadan önceki son gece
kaç saat uyunabilir
toprağın tene değen yüzü
dalgalanırken arpaların mevsiminde
tuttuk ellerini oğulların ve kızların
umut körpe bir oraktır
avcumuzun terinden büyür

10,06,21