JOKER FİLAN

Arzu eder misiniz çamurunuzdan yüzünüze yakışacak bir gülümseme de size incelteyim

Vaktiniz varsa şayet mutluluk duyarım yorgun ellerinizin altına serilince ruhunuzu yatıştıracak en münis, en pofuduk evcil hayvanı şapkamdan çıkartmaktan

Ve eklemlerinizin gün boyu birbirine sürtüp aşınan uçlarındaki sızıyla empati kurmaktan

Hatta şuralarda bir yerlerde emeklilikte taşınmak istediğiniz o şirin sahil kasabasındaki deniz gören taşınmazların ucuzdan pahalıya sıralı bir listesi olacaktı

Siz yudumlarken kokteylinizi hemencecik bulabilirim

Bedava bir hayal bu, demonte veriyorum siz evde kuruyorsunuz

Bir soytarı olarak gocunmam bütün bunlardan

Sadece bir yüz isterim yüzlerinizin ardından

Bir tanecik yüz yüzlercenizden…

14,10,19

ÇOK ŞÜKÜR

Hızlanınca tempo susuyorum

Ve geri dönüyorum nakaratta aralarına

Kimsenin gözüne kaçmadan bilinsin diye

ortaya hiç atmadan kendiliğimi

Oynuyorum halkanın kenarında

Parmaklarımda ses çıkarmayan şıkıdımlarla

Ama işkembecide “ Benimki bol taneli olsun!” diye höykürecek kadar özgüven bağışlamış aciz kuluna

Çok şükür Rabbim

Bin şükür Rabbim…

11,10,19

MERAKLIYSA EĞER

Örtüyorlar gideni

O bilinmez hayatla

Sarıyorlar onu

Yazılmış ama hiç yaşanmayacak kuru yaprağıyla kaderin

Çabuk gelmeli sorusu olan

Çabucak gelmeli eğer gerçeğe meraklıysa

Kaybolmadan gelmeli hala bilinenler

Köklerin arasından süzülüp köklere karışmadan

Ah, yırtılacak son bakış birazdan

Saçılacak ortalığa tam o anda göze takılan ışık

Ah, emecek onu karanlık

Yoksul iştahıyla emecek

Söyleyin

Çabuk gelsin sorusu olan

Çabucak gelsin…

10,10,19

PATATES

O kış seni bulamamıştım

Yoklar içinde bir yok

Her şey istediğin gibi miydi gittiğin uzak çarşambada

Belki de daha uzaklardaydın

Daha perşembelerde

O kış bok gibi de kar yağdı

Dikmen’ den Kızılay’ a penguenlerin buzda kaydığı gibi kıçın kıçın kayarak iniyordu otobüsler, dolmuşlar ve bir kesimi vatandaşların

Kuşlar ılık tarlalara yatırmış olmalılardı ki göğüslerini

Kanatsız bulutlar daha alçak, daha ayaz dolaşır olmuştu tepemizde

O kış seni görememiştim

Körler içinde bir kör

Sabahları kimse kalkmadan

Tutuşmadan kalorifer kazanlarında linyit

Başlamadan kaşkollara sinen kokusu Ankara’ nın

Seni gözlerdim burnumun direğine tırmanıp

Cigara içerdim

Patatesimiz çoktu o kış

Sıkıldıkça soyardım kabuklarını

Tuzlu suya ıslatırdım

O kış hiç okuyamadım dudaklarını

Ne içinden ne dışından bilgi edinemedim ağzının

Cahiller içinde bir cahil

Dünyayı bekledim

Çıkmazına uğradı

Çarşambayı bekledim

Perşembeyi

Şişe bozdurdum ekmek aldım

Yumurtalı patates, kıymalı patates, haşlanmış patates, yavşak patates, şerefsiz patates

Beni hiç sevmedin o kış…

03,10,19

ÇAĞIR BENİ DE

Aynada yüzünü onarınca unutmakla

Çağır beni de

Belki gelirim

Ne hatırlamaya ne öğrenmeye

Bulmaya da değil tamircinin dokunmadığı yeri

Anın çizdiği eskir hemen ne de olsa

Ama çağır beni de

Belki gelirim

Çünkü hep görmeyi istedim zamanın sözlerde nasıl yürüdüğünü

Yapraktan yaprağa atlayarak

Günleri epriten kaderin yavaşça dökülen sırrında

Nasıl çizdiğini sana unutuşu vaad eden cümlenin altını…

27,09,19

ÇİTLEK

Bulutlar çekirdek çitliyor

Sen şemsiyeni çekiyorsun kınından

Ben iki yandan su alan ayakkabılarımla eski bir eylemi cilalamaya gidiyorum

Eski sanayinin bulutlara bakan tarafında

Az önce bakkalın önüne iki kasa ıscak ekmek indirdi fırıncının kamyonet

Bundan başkaca da yeni bir şey yok bu sabah…

23,09,19

ŞU BÜYÜK KAYA

Şu büyük kayanın hüznünden çoğalmış bu çakıl taş

Bu yerçekimsiz yusyuvarlak gözyaşı

Ve hala kocaman o kaya

Ve hala büyüyor

Uzayın küçümsediğin yalnızlığında

Bir iki üç

Dört beş altı yedi

Parmaklar suya çarpan gök atlasta

Sayıyor yıldızları, ölçüyor mesafeyi

Tabelalarda neon ışıklı yıllar, gözlerimize serilen samandan altın sarısı yollar

Sema Pavyon’ da sahne önünde adımıza ayrılmış lebaleb bir masa

Ve hala kocaman o kaya

Ve hala büyüyor

Uykusu çakıl taşlarda parıldayan ayın altında…

20,09,19